SEL FELAKETİNDE MEYDANA GELEN ZARARLARI KİM KARŞILAYACAK? İDARENİN HUKUKİ SORUMLULUĞU VE SİGORTA TAZMİNATI - 16/10/2026

SEL FELAKETİNDE MEYDANA GELEN ZARARLARI KİM KARŞILAYACAK? İDARENİN HUKUKİ SORUMLULUĞU VE SİGORTA TAZMİNATI

Sel ve su baskınları nedeniyle konutlarda, iş yerlerinde ve araçlarda meydana gelen zararların karşılanması, yalnızca doğal afetin sonuçlarıyla değil; idarenin sorumluluğu, sigorta poliçesinin kapsamı ve zararın hukuken nasıl ispatlanacağıyla da ilgilidir. Aşırı yağış nedeniyle meydana gelen her zarar kendiliğinden idarenin sorumluluğunu doğurmadığı gibi, olayın doğal afet olarak nitelendirilmesi de kamu kurumlarının sorumluluğunu her durumda ortadan kaldırmaz.

Sel felaketinin ardından zarar gören kişilerin hangi hukuki yollara başvurabileceğinin belirlenmesi, maddi kayıpların giderilmesi ve hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

1. SEL FELAKETİNDE ZARARLARIN TAZMİNİ NASIL SAĞLANIR?

Sel, su baskını ve taşkın olayları; konutların, iş yerlerinin, araçların, ticari malların ve diğer ekonomik değerlerin zarar görmesine neden olabilir. Bu zararların kim tarafından karşılanacağı ise olayın meydana geliş şekline, zararın nedenlerine, ilgili idarelerin görev ve sorumluluklarına ve varsa sigorta poliçesinin hükümlerine göre belirlenir.

Sel nedeniyle zarara uğrayan bir kişinin başvurabileceği başlıca hukuki yollar, idareye karşı tazminat talebi ve sigorta şirketine karşı poliçe kapsamında tazminat talebidir.

İlk olarak, zararın kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmemesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı değerlendirilmelidir. Yağmur suyu tahliye sistemlerinin yetersizliği, kanalizasyon altyapısındaki sorunlar, dere yataklarının korunmasına ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya gerekli önlemlerin alınmaması, olayın özelliklerine göre idarenin sorumluluğunu gündeme getirebilir.

İkinci olarak, zarar gören kişinin konut, iş yeri, araç veya diğer malvarlığı değerleri için yaptırmış olduğu sigortanın kapsamı incelenmelidir. Sel ve su baskını teminatının poliçede bulunması halinde, ilgili genel ve özel şartlar çerçevesinde sigorta şirketinden ödeme talep edilmesi mümkün olabilir.

Bu iki hukuki yol birbirinden farklıdır. Sigorta şirketine başvurulması, şartları oluşmuşsa idareye karşı tazminat talebinde bulunulmasına kendiliğinden engel değildir. Bununla birlikte aynı zararın iki kez tahsil edilmesi mümkün olmadığından, yapılan ödemeler ve varsa sigortacının rücu hakları ayrıca değerlendirilmelidir.

2. SEL NEDENİYLE İDARENİN HUKUKİ SORUMLULUĞU

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesi uyarınca idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Bu çerçevede kamu kurumlarının yürüttükleri hizmetleri hukuka uygun, düzenli ve gerektiği gibi yerine getirmeleri gerekir.

Sel ve taşkın olaylarında belediyelerin, ilgili su ve kanalizasyon idarelerinin ve görev alanına göre diğer kamu kurumlarının sorumlulukları gündeme gelebilir. Yağmur suyu hatlarının işletilmesi, altyapının bakımı, kentsel drenaj sistemlerinin yeterliliği ve taşkın risklerine karşı alınması gereken tedbirler, somut olayın niteliğine göre değerlendirilmesi gereken konular arasındadır.

İdarenin sorumluluğunun belirlenmesinde temel mesele, zararın meydana gelmesinde kamu hizmetinin kuruluşunda, işleyişinde veya yürütülmesinde bir eksiklik bulunup bulunmadığıdır. Hukukta hizmet kusuru olarak ifade edilen bu durum; hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya gereği gibi işlememesi biçiminde ortaya çıkabilir.

Örneğin, yoğun yağış alan bir bölgede yağmur suyu tahliye sistemlerinin uzun süredir yetersiz olması, mevcut altyapının bakımının yapılmaması ya da bilinen taşkın risklerine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması, meydana gelen zararın idareye yüklenebilmesini sağlayabilecek olgulardır.

Bununla birlikte, yalnızca bir sel olayının meydana gelmiş olması veya bir iş yerini su basması, idarenin kusurlu olduğunun kabulü için tek başına yeterli değildir. Zarara hangi hizmetin, hangi eksiklik nedeniyle ve ne ölçüde katkıda bulunduğu somut delillerle ortaya konulmalıdır.

Bu nedenle her olayda ilgili idarenin görev alanı, olay öncesinde mevcut olan riskler, alınan tedbirler, altyapının durumu ve zarar ile kamu hizmeti arasındaki nedensellik bağı ayrı ayrı incelenmelidir.

3. AŞIRI YAĞIŞ VE DOĞAL AFET, İDARENİN SORUMLULUĞUNU ORTADAN KALDIRIR MI?

Sel zararlarına ilişkin uyuşmazlıklarda en önemli hukuki meselelerden biri, aşırı yağışın mücbir sebep olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir.

Mücbir sebep, genel olarak ilgili kişinin veya idarenin kontrolü dışında meydana gelen, öngörülemeyen ve kaçınılamayan nitelikteki olayları ifade eder. Ancak bir olayın doğal afet olarak nitelendirilmesi, onun her somut uyuşmazlıkta otomatik olarak mücbir sebep sayılacağı anlamına gelmez.

Özellikle aşırı yağışlarda, meteorolojik olayın olağan dışı niteliği kadar kamu altyapısının bu yağış karşısındaki durumu da önem taşır. Yağışın şiddeti ne olursa olsun, idarenin sorumluluğundaki hizmetlerin gereği gibi yürütülüp yürütülmediği araştırılmalıdır.

Danıştay 8. Dairesinin 9 Nisan 2025 tarihli, E.2023/4337 ve K.2025/3400 sayılı kararında da sel nedeniyle oluşan zararların değerlendirilmesinde, doğal afetin her durumda zarar ile idari faaliyet arasındaki nedensellik bağını ortadan kaldıracağının kabul edilemeyeceği yönünde önemli değerlendirmelere yer verilmiştir. Kararda; zararın oluşumunda veya artmasında kamu hizmetlerinin etkisinin bulunup bulunmadığının, gerekli teknik incelemeler yapılarak araştırılması gerektiği vurgulanmıştır. Karar, İdari Dava Daireleri Kurulunun E.2025/2025 ve K.2025/3082 sayılı karar sürecinde de gündeme gelmiştir.

Bu yaklaşım, aşırı yağış nedeniyle meydana gelen zararların yalnızca doğal olayın varlığına dayanılarak değerlendirme dışı bırakılamayacağını göstermektedir.

Örneğin, olağanüstü şiddetteki bir yağışın tek başına önlenmesi mümkün olmayan zararlara neden olması ile aynı yağış sırasında yetersiz drenaj sistemi veya gerekli bakımın yapılmaması nedeniyle zararın artması aynı hukuki sonucu doğurmayabilir.

Dolayısıyla uyuşmazlığın çözümünde yağış miktarı ve süresi, bölgenin geçmiş taşkın kayıtları, altyapının kapasitesi, tahliye sistemlerinin işleyişi ve alınan önlemler birlikte değerlendirilmelidir. Doğal afetin zarara etkisi, idarenin olası kusuru ve zarar görenin davranışlarının etkisi, gerektiğinde bilirkişi incelemesiyle ortaya konulmalıdır.

4. SEL NEDENİYLE UĞRANILAN ZARARLAR İÇİN TAZMİNAT DAVASI AÇILABİLİR Mİ?

İdarenin hukuki sorumluluğunu doğuran koşulların mevcut olması halinde, sel nedeniyle maddi zarara uğrayan kişiler idareye karşı tazminat talebinde bulunabilir.

Bu kapsamda konut veya iş yerinde meydana gelen fiziksel hasarlar, zarar gören malların değeri ve olayla uygun nedensellik bağı kurulabilen diğer maddi kayıplar, somut olayın özelliklerine ve uygulanacak hukuk kurallarına göre değerlendirmeye alınabilir. Ticari işletmeler açısından iş durması veya kazanç kaybı gibi talepler de gündeme gelebilir; ancak bunların varlığı, miktarı ve zararla bağlantısı ayrıca ispatlanmalıdır.

İdareye karşı açılacak tam yargı davalarında, öncelikle zarara neden olduğu ileri sürülen idari faaliyet veya hizmet belirlenmelidir. Ardından zararın kapsamı, idarenin sorumluluğu ve talep edilen tazminatın hukuki dayanağı ortaya konulmalıdır.

İdari yargılama usulünde dava açılmadan önce idareye başvuru yapılmasının gerekip gerekmediği ve uygulanacak süreler, olayın niteliğine göre belirlenir. İdari eylemlerden doğan zararlar bakımından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi özel başvuru ve süre kuralları öngörmektedir. Bu nedenle zarar öğrenildiğinde gecikmeden hukuki değerlendirme yapılması önemlidir.

Ayrıca birden fazla kamu kurumunun görev alanının söz konusu olduğu olaylarda, her kurumun sorumluluğu ayrı ayrı incelenmelidir. Belediyenin, ilgili su ve kanalizasyon idaresinin veya başka bir kamu kurumunun sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, yalnızca kurumun adına göre değil, somut olayda yerine getirmesi gereken görevler üzerinden belirlenir.

Sonuç olarak, sel nedeniyle tazminat talep edilebilmesi için zararın varlığının yanında, zararın ilgili idareye hukuken yüklenebilmesini sağlayan koşulların da ortaya konulması gerekir.

5. SEL ZARARLARINDA SİGORTA ŞİRKETİNİN SORUMLULUĞU

Sel nedeniyle meydana gelen zararların karşılanmasında bir diğer önemli yol, sigorta poliçesi kapsamında tazminat talep edilmesidir. Ancak her sigorta poliçesi, her türlü su baskını zararını karşılamaz. Teminatın varlığı ve kapsamı, poliçenin türüne, özel şartlarına, genel şartlarına ve olayın meydana geliş biçimine göre belirlenir.

Konut ve iş yeri sigortalarında sel veya su baskını teminatı bulunabilir. Bu durumda sigorta şirketinin ödeme yükümlülüğü, poliçedeki teminat limitleri, muafiyetler, istisnalar ve diğer sözleşme hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.

Özellikle iş yerlerinde yalnızca binanın kendisi değil; makine, ekipman, elektronik cihaz, stok, emtia ve diğer ticari varlıklar da zarar görebilir. Bu nedenle poliçede hangi malvarlığı unsurlarının sigortalandığı ve hangi zarar türlerinin teminat altına alındığı dikkatle incelenmelidir.

Öte yandan, Zorunlu Deprem Sigortası (DASK), sel ve su baskını zararlarını sırf bu riskler nedeniyle karşılayan bir sigorta değildir. DASK'ın temel teminatı deprem ve mevzuatta belirtilen deprem kaynaklı hasarlarla sınırlıdır. Sel zararları bakımından konut veya diğer ilgili sigorta poliçelerindeki teminat hükümlerinin incelenmesi gerekir.

Sigorta şirketine başvuru yapılırken poliçe örneği, hasar fotoğrafları, hasar tespit tutanakları, zarar gören mallara ilişkin belgeler ve mevcutsa onarım teklifleri gibi delillerin sunulması, talebin değerlendirilmesini kolaylaştırabilir.

Sigorta şirketinin ödeme yapmaması veya eksik ödeme yapması hâlinde ise ret gerekçesi ve poliçe hükümleri incelenerek sigorta uyuşmazlıklarına ilişkin başvuru ve dava yolları değerlendirilebilir.