AYM’DEN EMSAL KARAR : İSTİNAFTA DEĞİŞEN KARAR KESİN OLAMAZ 25.05.2026

 

Anayasa Mahkemesi, hukuk yargılamasında uzun süredir tartışma konusu olan “kesinlik sınırı” hakkında önemli bir iptal kararı vermiştir. Mahkeme, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeni bir karar vermesi hâlinde, bu kararın hiçbir şekilde temyiz denetimine kapalı tutulamayacağına hükmetmiştir. Böylece “istinafta değişen kararların kesin olması” uygulaması Anayasa’ya aykırı bulunmuştur.

 

İptal istemine konu düzenleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendidir. Söz konusu hüküm, belirli parasal sınırın altında kalan davalarda bölge adliye mahkemesi kararlarının kesin olduğunu ve Yargıtay temyiz incelemesine götürülemeyeceğini düzenlemekteydi. 2026 yılı itibarıyla bu sınır 682.000 TL olarak uygulanmaktadır.

 

Başvuruya konu olayda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, mecburi hizmet yükümlülüğüne bağlı yetiştirme bedeline ilişkin açılan menfi tespit davasını incelerken önemli bir anayasal sorun tespit etmiştir. İlk derece mahkemesi kararının istinaf aşamasında değiştirilmesine rağmen, parasal sınır nedeniyle Yargıtay denetiminin tamamen kapalı olması sebebiyle düzenlemenin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği değerlendirilmiş ve konu Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.

 

Anayasa Mahkemesi kararında özellikle “hükmün denetlenmesini talep etme hakkı” üzerinde durmuştur. Mahkemeye göre ilk derece mahkemesinin verdiği kararın istinaf merciince kaldırılması ve yerine yeni bir hüküm kurulması durumunda artık ortada yalnızca denetlenmiş bir karar değil, bizzat istinaf mahkemesi tarafından oluşturulmuş yeni bir hüküm bulunmaktadır. Böyle bir kararın hiçbir üst denetime tabi olmaksızın kesinleşmesi, kişilerin mahkeme kararlarının denetlenmesini isteme hakkını ölçüsüz biçimde sınırlandırmaktadır.

 

AYM, davaların makul sürede sonuçlandırılması ve yüksek mahkemelerin iş yükünün azaltılması gibi amaçların meşru olduğunu kabul etmekle birlikte, bu amaçların temel hakları tamamen ortadan kaldıracak ölçüde uygulanamayacağını vurgulamıştır. Kararda, özellikle istinaf mahkemesinin ilk derece kararını değiştirerek yeni bir hüküm kurduğu durumlarda, temyiz yolunun tamamen kapatılmasının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı ifade edilmiştir.

 

Mahkeme ayrıca miktar veya değeri düşük görülen uyuşmazlıkların her zaman önemsiz kabul edilemeyeceğine dikkat çekmiştir. Bir davanın parasal değerinin düşük olması, taraflar açısından doğurduğu hukuki sonuçların önemsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Buna rağmen mevcut düzenleme, istinaf mahkemesinin verdiği kararın niteliğine bakmaksızın otomatik biçimde kesinlik sonucu doğurmaktadır.

 

Kararın dikkat çeken yönlerinden biri de Anayasa Mahkemesinin daha önce idari yargı bakımından verdiği benzer karara açık şekilde atıf yapmasıdır. Mahkeme, idari yargıda benimsediği anayasal ilkelerin hukuk yargılaması bakımından da geçerli olduğunu belirterek içtihat bütünlüğünü sürdürmüştür.

 

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, HMK’nın 362. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendini “istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir.

 

Bu karar, özellikle bölge adliye mahkemelerinin ilk derece kararını değiştirerek yeni hüküm kurduğu dosyalarda Yargıtay denetiminin önünü açabilecek olması bakımından son derece önemli bir dönüm noktasıdır. Karar aynı zamanda, hukuk devleti ilkesinin yalnızca mahkemeye erişim hakkını değil, verilen kararların etkili biçimde denetlenebilmesini de içerdiğini güçlü biçimde ortaya koymaktadır.

Anayasa Mahkemesi, hukuk yargılamasında uzun süredir tartışma konusu olan “kesinlik sınırı” hakkında önemli bir iptal kararı vermiştir. Mahkeme, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeni bir karar vermesi hâlinde, bu kararın hiçbir şekilde temyiz denetimine kapalı tutulamayacağına hükmetmiştir. Böylece “istinafta değişen kararların kesin olması” uygulaması Anayasa’ya aykırı bulunmuştur.

 

İptal istemine konu düzenleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendidir. Söz konusu hüküm, belirli parasal sınırın altında kalan davalarda bölge adliye mahkemesi kararlarının kesin olduğunu ve Yargıtay temyiz incelemesine götürülemeyeceğini düzenlemekteydi. 2026 yılı itibarıyla bu sınır 682.000 TL olarak uygulanmaktadır.

 

Başvuruya konu olayda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, mecburi hizmet yükümlülüğüne bağlı yetiştirme bedeline ilişkin açılan menfi tespit davasını incelerken önemli bir anayasal sorun tespit etmiştir. İlk derece mahkemesi kararının istinaf aşamasında değiştirilmesine rağmen, parasal sınır nedeniyle Yargıtay denetiminin tamamen kapalı olması sebebiyle düzenlemenin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği değerlendirilmiş ve konu Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.

 

Anayasa Mahkemesi kararında özellikle “hükmün denetlenmesini talep etme hakkı” üzerinde durmuştur. Mahkemeye göre ilk derece mahkemesinin verdiği kararın istinaf merciince kaldırılması ve yerine yeni bir hüküm kurulması durumunda artık ortada yalnızca denetlenmiş bir karar değil, bizzat istinaf mahkemesi tarafından oluşturulmuş yeni bir hüküm bulunmaktadır. Böyle bir kararın hiçbir üst denetime tabi olmaksızın kesinleşmesi, kişilerin mahkeme kararlarının denetlenmesini isteme hakkını ölçüsüz biçimde sınırlandırmaktadır.

 

AYM, davaların makul sürede sonuçlandırılması ve yüksek mahkemelerin iş yükünün azaltılması gibi amaçların meşru olduğunu kabul etmekle birlikte, bu amaçların temel hakları tamamen ortadan kaldıracak ölçüde uygulanamayacağını vurgulamıştır. Kararda, özellikle istinaf mahkemesinin ilk derece kararını değiştirerek yeni bir hüküm kurduğu durumlarda, temyiz yolunun tamamen kapatılmasının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı ifade edilmiştir.

 

Mahkeme ayrıca miktar veya değeri düşük görülen uyuşmazlıkların her zaman önemsiz kabul edilemeyeceğine dikkat çekmiştir. Bir davanın parasal değerinin düşük olması, taraflar açısından doğurduğu hukuki sonuçların önemsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Buna rağmen mevcut düzenleme, istinaf mahkemesinin verdiği kararın niteliğine bakmaksızın otomatik biçimde kesinlik sonucu doğurmaktadır.

 

Kararın dikkat çeken yönlerinden biri de Anayasa Mahkemesinin daha önce idari yargı bakımından verdiği benzer karara açık şekilde atıf yapmasıdır. Mahkeme, idari yargıda benimsediği anayasal ilkelerin hukuk yargılaması bakımından da geçerli olduğunu belirterek içtihat bütünlüğünü sürdürmüştür.

 

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, HMK’nın 362. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendini “istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir.

 

Bu karar, özellikle bölge adliye mahkemelerinin ilk derece kararını değiştirerek yeni hüküm kurduğu dosyalarda Yargıtay denetiminin önünü açabilecek olması bakımından son derece önemli bir dönüm noktasıdır. Karar aynı zamanda, hukuk devleti ilkesinin yalnızca mahkemeye erişim hakkını değil, verilen kararların etkili biçimde denetlenebilmesini de içerdiğini güçlü biçimde ortaya koymaktadır.