İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortasında Değer Kaybı Teminatı ve “Değer Kaybı Ödenmez” Klozunun Zarar Görene Karşı İleri Sürülebilirliği 29.06.2026

 İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortasında Değer Kaybı Teminatı ve “Değer Kaybı Ödenmez” Klozunun Zarar Görene Karşı İleri Sürülebilirliği

 

Giriş

Motorlu araç kazalarından kaynaklanan araç değer kaybı talepleri son yıllarda uygulamanın en yoğun uyuşmazlık alanlarından biri hâline gelmiştir. Özellikle Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası limitlerinin yetersiz kaldığı durumlarda zarar görenler, zararlarının kalan kısmını Kasko poliçesi içerisinde düzenlenen İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası (İMMS) kapsamında talep etmektedir. Ancak birçok İMMS poliçesinde yer alan “araç değer kaybı teminat kapsamı dışındadır” şeklindeki özel şartın üçüncü kişi olan zarar görene karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği konusunda uygulamada ciddi görüş ayrılıkları bulunmaktadır.

 

I. Sorunun Hukuki Kaynağı

İMMS, Karayolları Trafik Kanunu bakımından zorunlu olmayan, tarafların iradesiyle kurulan bir sorumluluk sigortasıdır. Bununla birlikte KTK’nın 100. maddesi, bazı zorunlu trafik sigortası hükümlerinin İMMS bakımından da uygulanacağını açıkça düzenlemiştir.

Uyuşmazlığın merkezinde ise KTK m.95 bulunmaktadır. Bu hüküm, sigorta sözleşmesinden doğan ve sigortacının sorumluluğunu kaldıran veya azaltan kayıtların zarar görene karşı ileri sürülemeyeceğini ifade etmektedir.

Dolayısıyla cevaplanması gereken temel soru şudur:

İMMS poliçesindeki “değer kaybı teminat dışıdır” hükmü, KTK m.95 karşısında zarar gören üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilir mi?

 

II. Yargıtay’ın Yaklaşımı

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 17.04.2024 tarihli kararında, İMMS Genel Şartlarının birinci maddesine dayanılarak yalnızca poliçede teminat altına alınan risklerin sigortacının sorumluluğunda olduğu kabul edilmiştir.

Bu yaklaşıma göre;

* İMMS tamamen sözleşmesel bir sigortadır.

* Taraflar hangi riskleri güvence altına alacaklarını serbestçe belirleyebilir.

* Poliçede değer kaybı açıkça kapsam dışı bırakılmışsa sigortacının bu zarar bakımından sorumluluğu doğmaz.

Bu görüş, sözleşme serbestisi ilkesini esas almakta ve İMMS’nin ihtiyari niteliğini ön plana çıkarmaktadır.

 

III. Karşı Oy ve Üçüncü Kişinin Korunması İlkesi

Karşı oy ise tamamen farklı bir hukuki bakış açısı benimsemektedir.

Muhalif üyelere göre zarar gören kişi sigorta sözleşmesinin tarafı değildir. Poliçedeki özel şartlar yalnızca sigortacı ile sigorta ettiren arasındaki iç ilişkiyi düzenleyebilir.

Üçüncü kişinin kanundan doğan doğrudan talep hakkı, tarafların özel sözleşmesiyle sınırlandırılamaz.

Bu nedenle “değer kaybı ödenmez” hükmü zarar gören açısından hüküm ifade etmez.

 

IV. Sigorta Tahkim Komisyonunun Yaklaşımı

Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti 26.07.2025 tarihli kararında tartışmayı doğrudan KTK m.95 ve m.100 hükümleri üzerinden değerlendirmiştir.

Kararda;

* İMMS Genel Şartlarında değer kaybının teminat dışı hâller arasında sayılmadığı,

* KTK m.100 gereği KTK m.95’in İMMS bakımından da uygulanacağı,

* Sigortacının sorumluluğunu azaltan poliçe hükümlerinin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği

gerekçeleriyle değer kaybının teminat kapsamında bulunduğu kabul edilmiştir.

Bu yaklaşım, zarar görenin korunmasını esas almakta ve kanunun emredici hükümlerini sözleşme serbestisinin önünde görmektedir.

 

SONUÇ :

Mevcut durumda Yargıtay ile Sigorta Tahkim Komisyonu arasında belirgin bir uygulama farklılığı bulunmaktadır.

Yargıtay, sözleşme serbestisini esas alarak poliçedeki özel şartı geçerli kabul etmekte; Sigorta Tahkim Komisyonu ise KTK m.95’in emredici niteliğini ön plana çıkararak bu hükmün zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği sonucuna ulaşmaktadır.

Kanaatimizce KTK m.100’ün açık atfı ve KTK m.95’in üçüncü kişiyi koruma amacı birlikte değerlendirildiğinde, sigortacının sorumluluğunu daraltan “değer kaybı teminat dışıdır” şeklindeki özel şartların zarar görene karşı ileri sürülememesi gerektiği daha isabetli görünmektedir.

Bu konuda uygulama birliğinin sağlanabilmesi için Yargıtay daireleri arasında ortak bir içtihat oluşturulması veya konunun Hukuk Genel Kurulu tarafından kesin olarak çözümlenmesi önem taşımaktadır.