GİRİŞ
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı, 06.12.2006 tarihli 5560 sayılı Kanun’la CMK’nın 231. maddesine eklenerek uygulanabilir hale getirilmiştir. İlerleyen süreçlerde getirilen yeniliklerle birlikte uygulaması genişletilmiştir; 2010 tarihinde 6008 sayılı Kanun ile sanığın kabulü şartı getirilmiş, 2014 tarihinde 6545 sayılı Kanun ile denetim süresi içinde kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğine dair bir düzenleme getirilmiştir.
5271 sayılı CMK md. 231/5: "Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder."
Görüldüğü üzere hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Bu süre içerisinde sanık hakkında 1 yıldan fazla olmamak üzere denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Sanığın bu yükümlülükleri yerine getirmemesi ve denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi halinde sanık hakkında verilen hüküm açıklanır.
Çokça tartışma konusu oluşturan bu kurumun iptali için Anayasa Mahkemesi'ne birçok defa başvuru yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihinde E.2024/98 numaralı dosyada, 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin değiştirilen (5) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
DAVA KONUSU EDİLEN KURAL
Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası açılmasına sebebiyet veren bahse konu hüküm; "Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir."
Mahkemeye başvuru gerekçesini özetlemek gerekirse; HAGB kurumunun temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasının keyfi uygulamalarının önüne geçebilmesi açısından yeterli bir güvence sağlamaması, ayrıca suç işleyen kişiler bakımında bir fiili cezasızlık imkanı meydana getirmesi ve mağdur kişiler bakımından da adaletin hasıl olduğu düşüncesinin sağlanamaması, doğan zararların giderilmemesidir. Nitekim bütün bu nedenlerle HAGB kurumunun Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülmüştür.
Yargılama sonunda sanığa yükletilen ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis cezasıysa ya da adli para cezası ise HAGB kararı verilebilmektedir. Görüldüğü üzere HAGB kararı verip vermemek yargı makamlarının takdirindedir. Her ne kadar HAGB kurumu ile hükümlünün ceza infaz kurumuna girmeden ıslahı amaçlanmış olsa da bu durum toplum üzerinde adalete karşı olan güvensizlik hissini ortaya çıkaracak, cezaların caydırıcı olmaması sebebiyle suç oranlarının artmasına sebebiyet verecektir.
İPTAL KARARI
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun HAGB kurumunun düzenlendiği 231. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci cümlesi Anayasa Mahkemesinin 1/6/2023 tarihli ve E.2022/120, K.2023/107 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin değerlendirmesine göre, HAGB kurumunun cezasızlıkla bağlantılı olarak yaşam hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağıyla ilgili sorunlara neden olduğu, bunların yanı sıra başta ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı olmak üzere birçok temel hak ve özgürlüğe müdahale teşkil ettiği, kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermediği ifade edilmiştir.
Söz konusu kararda, sanığın geçerli bir feragat iradesi olmaksızın henüz hüküm kurulmadan istinaf kanun yoluna başvurmasının önüne geçilmesi ile mahkemeye erişim hakkının kısıtlandığı ve bu durumun da hükmün kurulmasından önce kanun yolundan feragat iradesinin anayasal koşullara uygun düşmediği, sanığa HAGB’yi kabul edip etmediğine yönelik görüşünün mahkûmiyet hükmünün ardından sorulmasına yönelik usule ilişkin bir güvencenin de bulunmaması nedeniyle hükmün kanunilik şartını taşımadığı gibi sanığa aşırı bir külfet yüklediği, ölçülü ve orantılı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kararda ayrıca yargılama sonunda mülkiyetin kamuya geçirilmesi sonucuna yol açan müsadere kararının mülkiyet hakkına sınırlama getirdiği, bununla birlikte kanunda yeterli güvencelerin sağlanmaması nedeniyle hükmün malikler üzerinde önemli derecede sorumluluk hissinin uyanmasına sebebiyet verdiği değerlendirilmiştir.
Diğer yandan kararda mahkemece verilen HAGB kararının bir ceza hükmü vasfında olmayıp yalnızca sanığı ceza tehdidi altında bıraktığı ve bu kurumun uygulanmasında mağdurun iradesi ya da mağdur açısından zararın giderilmesi aranmadığı dikkate alındığında söz konusu geri bırakma kararının mağdur bakımından sorunu çözücü, etkili bir yöntem olmadığı ifade edilmiştir.
Yine kararda Anayasa'nın 17. Maddesine (Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.) aykırı muamelelerin kamu görevlileri tarafından değil de üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında daha esnek davranmak mümkün iken failin kamu görevlisi olduğu durumlarda hukuka aykırı ve son derece ciddi bir fiilin hiçbir şekilde hoş görülemeyeceğinin gösterilmesi gerektiği, bu anlamda HAGB kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın anılan maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal düzenlemenin bulunmamasının ve ceza mahkemelerinin uygulamalarıyla da bu sorunun çözülememesinin Anayasa’nın 17. maddesinin devlete yüklemiş olduğu usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı belirtilmiştir.
SONUÇ
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunu düzenleyen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. Maddesinde yer alan 5. Fıkranın ilk cümlesi; sanık açısından HAGB'nin uygulanması bir "cezalandırma" niteliği taşımadığı, mağdur bakımından yeterli ve etkin bir sorun giderme mekanizması olmaması, bu kurumun uygulanmasının yargı organlarının takdir yetkisi altında olmasının keyfi uygulamaları engellemek bakımından yerli bir güvence teşkil etmemesi, mülkiyet hakkına sınırlamalar getirerek malikler üzerindeki külfet derecesini ağırlaştırması gibi sebepler bakımından anayasaya aykırı bulunmuş ve netice itibariyle iptal edilmiştir.
Kapağan Hukuk Bürosu