AİLE KONUTU ÜZERİNDEKİ TASARRUFLARDA EŞİN RIZASI VE HUKUKİ SONUÇLARI
Giriş
Aile konutu, eşlerin evlilik birliği içerisinde ortak yaşamlarını sürdürdükleri ve aile hayatının merkezi hâline getirdikleri konutu ifade etmektedir. Aile konutunun hukuki açıdan taşıdığı önem, yalnızca barınma ihtiyacının karşılanmasından kaynaklanmamaktadır. Aile konutu, aynı zamanda eşlerin ve varsa çocukların yaşam düzeninin, ekonomik güvenliğinin ve aile birliğinin korunması bakımından da özel bir konuma sahiptir.
Türk hukukunda aile konutunun korunmasına ilişkin temel düzenleme, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 194. maddesinde yer almaktadır. Anılan hüküm uyarınca eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.
Bu düzenlemeyle kanun koyucu, aile konutunun mülkiyetine sahip olan eşin tasarruf yetkisini aile birliğinin korunması amacıyla sınırlandırmıştır. Böylece aile konutunun yalnızca tapu sicilinde malik olarak görünen eşin ekonomik menfaatleri çerçevesinde değerlendirilmesi önlenmiş; diğer eşin ve aile birliğinin barınma hakkı da hukuki koruma altına alınmıştır.
Bununla birlikte uygulamada, aile konutu üzerinde diğer eşin rızası olmaksızın gerçekleştirilen satış, bağış, ipotek ve kira sözleşmesinin feshi gibi işlemler çeşitli uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Özellikle tapuda aile konutu şerhinin bulunmaması, bankanın ipotek tesis etmesi, taşınmazın üçüncü kişiye devredilmesi veya yargılama devam ederken evliliğin sona ermesi gibi durumlar, aile konutunun korunmasının kapsamı bakımından önem taşımaktadır.
1. Aile Konutu Kavramı ve Hukuki Niteliği
1.1. Aile konutunun tanımı
Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinde aile konutunun açık bir tanımı yapılmamıştır. Bununla birlikte doktrin ve yargı kararlarında aile konutu; eşlerin evlilik birliğinin devamı sırasında ortak yaşamlarını sürdürmek amacıyla sürekli olarak seçtikleri ve yaşamlarının merkezi hâline getirdikleri konut olarak kabul edilmektedir.
Bir taşınmazın aile konutu olarak nitelendirilebilmesi için yalnızca eşlerden birinin adına kayıtlı olması veya eşlerin belirli bir süre bu taşınmazda bulunması yeterli değildir. Taşınmazın fiilen ortak yaşamın merkezi olarak kullanılması ve aile hayatıyla bağlantısının bulunması gerekir.
Aile konutunun belirlenmesinde başlıca şu hususlar dikkate alınabilir:
* Eşlerin fiilen birlikte yaşayıp yaşamadıkları,
* Taşınmazın sürekli barınma amacıyla kullanılıp kullanılmadığı,
* Eşlerin sosyal ve ekonomik yaşamlarının hangi konut etrafında şekillendiği,
* Çocukların bu konutta yaşayıp yaşamadıkları,
* Elektrik, su, doğal gaz ve benzeri abonelik kayıtları,
* Adres kayıtları, tanık beyanları ve diğer deliller,
* Konutun niteliği ve fiilî kullanım biçimi.
Bu ölçütler birlikte değerlendirilmelidir. Örneğin eşlerden birinin adına kayıtlı olan ve eşlerin sürekli olarak yaşadıkları konut, diğer eşin mülkiyet hakkı bulunmasa dahi aile konutu niteliği taşıyabilir.
Buna karşılık yazlık, tatil evi veya yatırım amacıyla edinilmiş bir taşınmaz, sırf eşlerin zaman zaman burada bulunmaları nedeniyle kendiliğinden aile konutu sayılmaz. Ancak taşınmazın fiilî kullanım biçimi değişmiş ve ortak yaşamın merkezi hâline gelmişse somut olayın koşullarına göre farklı bir değerlendirme yapılabilir.
1.2. Aile konutunun mülkiyetinin hangi eşe ait olduğu
Aile konutu koruması, taşınmazın mutlaka eşlerin ortak mülkiyetinde bulunmasını gerektirmez.
Konut;
* Eşlerden yalnızca birinin mülkiyetinde,
* Eşlerin paylı mülkiyetinde,
* Eşlerin elbirliği mülkiyetinde,
* Üçüncü bir kişinin mülkiyetinde veya
* Kira ilişkisi kapsamında
bulunabilir.
TMK m. 194 bakımından önemli olan, taşınmazın mülkiyetinden ziyade aile konutu niteliği ve gerçekleştirilen hukuki işlemin kanunda öngörülen sınırlamalara tabi olup olmadığıdır.
Örneğin konutun tapuda yalnızca koca veya kadın adına kayıtlı olması, malik olan eşe diğer eşin açık rızası olmaksızın aile konutunu dilediği gibi devretme yetkisi vermez.
Bu yönüyle aile konutu koruması, mülkiyet hakkının ortadan kaldırılması anlamına gelmemekte; mülkiyet hakkından doğan bazı tasarruf yetkilerinin aile birliğinin korunması amacıyla sınırlandırılmasını ifade etmektedir.
2. Aile Konutunun Korunmasına İlişkin Yasal Düzenleme
2.1. Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi
Aile konutuna ilişkin temel düzenleme, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinde yer almaktadır.
Maddenin birinci fıkrasına göre:
“Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.”
Düzenlemenin temel amacı, aile konutunun malik eşin tek taraflı iradesiyle elden çıkarılması veya aile konutundan yararlanmayı güçleştirecek biçimde hukuki işlemlere konu edilmesi karşısında diğer eşi korumaktır.
Hüküm, eşlerin hukuki işlem özgürlüğüne getirilmiş özel bir sınırlama niteliğindedir. Genel kural olarak eşler, TMK m. 193 uyarınca birbirleriyle ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlemi yapabilir. Ancak aile konutu söz konusu olduğunda, kanunun açıkça belirttiği işlemler bakımından diğer eşin açık rızası aranır.
Bu nedenle aile konutu üzerindeki tasarruf yetkisi değerlendirilirken yalnızca tapu kaydı ve malik sıfatı dikkate alınmamalı; taşınmazın aile konutu niteliği ve diğer eşin rızasının bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.
2.2. Aile konutu korumasının emredici niteliği
TMK m. 194 ile getirilen koruma, aile birliğinin ve barınma düzeninin korunmasına yöneliktir. Bu nedenle eşlerin genel bir anlaşmayla söz konusu korumayı önceden ortadan kaldırmaları veya diğer eşin gelecekte yapacağı bütün işlemler bakımından peşinen ve sınırsız biçimde rıza gösterdiklerini kabul etmeleri mümkün değildir.
Bu çerçevede, eşlerden birinin aile konutunun gelecekteki bütün satışlarına, ipotek işlemlerine veya diğer tasarruflara genel olarak izin verdiği iddiası, somut işlem bakımından açık rızanın varlığını kendiliğinden ortaya koymaz.
3. Eşin Açık Rızası Kavramı ve Rızanın Kapsamı
3.1. Açık rıza ne anlama gelir?
TMK m. 194, aile konutuna ilişkin belirli tasarruflar bakımından diğer eşin “açık rızasını” aramaktadır.
Açık rıza, eşin yapılması planlanan hukuki işlemi bilerek ve bu işleme izin verdiğini anlaşılır biçimde ortaya koyarak onaylamasıdır.
Rızanın açık olması, yalnızca eşin işlemden haberdar olmasından farklıdır. Bir satışın yapılacağını duymak, taşınmazın satılması ihtimaline itiraz etmemek veya eşler arasında genel bir konuşma yapılmış olması, her durumda hukuken yeterli rıza bulunduğu anlamına gelmez.
Örneğin aile konutunun bir bankaya ipotek verilmesi söz konusuysa diğer eşin yalnızca kredi başvurusundan haberdar olması, ipotek tesisine açıkça izin verdiğini tek başına göstermeyebilir.
Aynı şekilde eşin taşınmazın satılacağını bilmesi, satış işlemini kabul ettiği ve aile konutu üzerindeki haklarının sınırlandırılmasına rıza gösterdiği sonucuna her durumda ulaştırmaz.
3.2. Rızanın belirli bir işleme ilişkin olması
Açık rızanın kapsamı, yapılacak hukuki işlemle bağlantılı olarak belirlenmelidir.
Rızanın;
* Taşınmazın satışına,
* Belirli bir ipotek işlemine,
* Aile konutu üzerindeki belirli bir hakkın sınırlandırılmasına veya
* Kira sözleşmesinin feshedilmesine
ilişkin olup olmadığı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
Örneğin eşin belirli bir kredi için taşınmazın ipotek edilmesine izin vermesi, bu taşınmazın daha sonra üçüncü bir kişiye satılmasına da izin verdiği anlamına gelmez.
Benzer şekilde bir satış görüşmesine katılmış olmak veya satış bedelinin belirlenmesinde bazı açıklamalarda bulunmak, tek başına hukuki işlemin bütün sonuçlarının kabul edildiğini göstermeyebilir. Rızanın kapsamı, somut olayda ortaya konulan irade açıklaması ve diğer delillerle belirlenmelidir.
3.3. Açık rızanın şekli
TMK m. 194’te açık rıza için genel bir şekil şartı öngörülmemiştir. Bu nedenle rıza, somut olayın koşullarına göre sözlü olarak da verilebilir.
Bununla birlikte rızanın sözlü biçimde verilmiş olması, ispat bakımından önemli güçlükler doğurabilir. Özellikle taşınmazın satılması veya ipotek edilmesi gibi ciddi sonuçları bulunan işlemlerde rızanın yazılı belgelerle ortaya konulması uyuşmazlık riskini azaltır.
Tapu işlemi veya ipotek tesisi sırasında diğer eşin rızasının resmî senette ya da işlem dosyasında açıkça gösterilmesi, ileride çıkabilecek uyuşmazlıklarda önem taşır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, rızanın şekline ilişkin genel kural ile işlemin kendi resmî şekil şartlarının birbirinden farklı olduğudur.
Örneğin ipotek tesisine ilişkin işlem kendi hukuki şekil şartlarına tabidir. Eşin rızasının şekle tabi olmaması, ipotek işleminin tabi olduğu şekil kurallarını ortadan kaldırmaz.
4. Aile Konutu Şerhi ve Hukuki Sonuçları
4.1. Aile konutu şerhinin hukuki niteliği
TMK m. 194’ün üçüncü fıkrası, aile konutu olarak özgülenen taşınmazın maliki olmayan eşe tapu kütüğüne gerekli şerhin verilmesini isteme hakkı tanımaktadır.
Aile konutu şerhi, taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını ve aile konutuna ilişkin yasal sınırlamaların bulunduğunu tapu sicilinde görünür hâle getirir.
Bununla birlikte aile konutu şerhinin bulunması, aile konutu korumasının doğması için zorunlu bir koşul değildir. Taşınmaz, kanundaki şartları taşıyorsa şerh verilmemiş olsa dahi aile konutu niteliğini koruyabilir.
4.2. Aile konutu şerhi nasıl konulur?
Aile konutu olarak kullanılan taşınmazın maliki olmayan eş, tapu müdürlüğüne başvurarak aile konutu şerhi verilmesini talep edebilir.
Başvuru sırasında taşınmazın aile konutu olduğunu gösteren belgelerin sunulması istenebilir. Bu kapsamda adres kayıtları, yerleşim yeri belgeleri ve taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını ortaya koyan diğer belgeler önem taşıyabilir.
Somut başvuruda gerekli görülen belgeler ve işlem koşulları ilgili tapu müdürlüğünden öğrenilmelidir.
Aile konutu şerhi, özellikle taşınmaz üzerinde ileride gerçekleştirilebilecek satış veya ipotek işlemleri bakımından önleyici bir koruma sağlar. Ancak şerhin varlığı, aile konutuna ilişkin her türlü uyuşmazlığı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İşlemin niteliği, tarafların iradeleri ve somut olayın özellikleri ayrıca değerlendirilmelidir.
4.3. Şerhin bulunmamasının üçüncü kişiler bakımından etkisi
Tapuda aile konutu şerhi bulunmaması, malik eşin tasarruf yetkisini TMK m. 194 bakımından sınırsız hâle getirmez.
Bununla birlikte üçüncü kişinin iyi niyeti, tapu siciline güven ilkesi ve yapılan işlemin özellikleri somut uyuşmazlıkta önem taşıyabilir. Bu nedenle şerh bulunmayan her olayda üçüncü kişinin durumunun hiçbir şekilde dikkate alınmayacağını söylemek de doğru değildir.
Özellikle bankalarla yapılan ipotek işlemlerinde, taşınmazın aile konutu olarak kullanılıp kullanılmadığına ilişkin olguların ve diğer eşin rızasının araştırılması uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilir.
5. Aile Konutunun Diğer Eşin Rızası Olmadan Satılması
5.1. Rıza alınmadan yapılan satış işleminin geçerliliği
Aile konutunun malik eş tarafından diğer eşin açık rızası alınmadan üçüncü kişiye devredilmesi, TMK m. 194 kapsamında hukuki uyuşmazlık doğurabilir.
Bu durumda rızası alınmayan eş, kanuni şartları oluştuğunda satış işleminin hukuki sonuçlarına karşı dava yoluna başvurabilir.
Aile konutunun rıza alınmadan devredildiği iddiasıyla açılan davalarda temel amaç, hukuka aykırı tasarruf işleminin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve taşınmazın tapu kaydının hukuka uygun hâle getirilmesidir.
Ancak somut olayda uygulanacak hukuki sonuç, işlemin niteliğine, tarafların durumuna, evliliğin devam edip etmediğine ve dava sürecindeki gelişmelere göre belirlenmelidir.
5.2. Tapu iptali ve tescil davası
Diğer eşin açık rızası olmaksızın gerçekleştirilen aile konutu satışına karşı başvurulabilecek temel hukuki yollardan biri, şartları oluşmuşsa tapu iptali ve tescil davasıdır.
Bu davada mahkemece öncelikle taşınmazın işlem tarihinde aile konutu niteliğini taşıyıp taşımadığı, diğer eşin açık rızasının bulunup bulunmadığı ve işlemin hukuki sonuçları değerlendirilir.
Davacının talebinin kabul edilmesi hâlinde, somut olayın koşullarına göre tapu kaydının iptaline ve taşınmazın önceki malik adına tesciline karar verilebilir.
Bununla birlikte yalnızca taşınmazın aile konutu olduğunu ileri sürmek yeterli değildir. Aile konutu niteliğinin, rızanın bulunmadığının ve talep edilen hukuki sonucun dayanaklarının somut delillerle ortaya konulması gerekir.
5.3. Satıştan haberdar olmak, rıza göstermek anlamına gelir mi?
Aile konutunun satışına ilişkin uyuşmazlıklarda sık karşılaşılan meselelerden biri, diğer eşin satıştan haberdar olup olmadığıdır.
Satıştan haberdar olmak ile satış işlemine açıkça rıza göstermek birbirinden farklıdır. Eşin satış görüşmelerinden haberdar olması, tapuda yapılan işlem için mutlaka açık rıza verdiğini göstermez.
Bu nedenle rızanın varlığı değerlendirilirken yalnızca eşin bilgi sahibi olması değil, satış işlemine yönelik iradesinin açıkça ortaya konulup konulmadığı araştırılmalıdır.
6. Aile Konutu Üzerinde İpotek Tesis Edilmesi
6.1. İpotek işleminde diğer eşin rızası
Aile konutunun bir borcun teminatı olarak ipotek edilmesi, taşınmaz üzerindeki hakların sınırlandırılması sonucunu doğurabilir. İpotek nedeniyle borcun ödenmemesi hâlinde taşınmazın cebri icra yoluyla satılması riski ortaya çıkabilir.
Bu nedenle aile konutu üzerindeki ipotek işlemleri de TMK m. 194 kapsamında değerlendirilmelidir.
Taşınmazın maliki olan eşin tek başına ipotek tesis etmesi, diğer eşin açık rızasının bulunmadığı durumlarda işlemin geçerliliği bakımından uyuşmazlığa yol açabilir.
Burada önemli olan, taşınmazın aile konutu niteliği taşıması ve gerçekleştirilen işlemin diğer eşin barınma düzenini etkileyebilecek nitelikte olmasıdır.
6.2. Eşin rızası olmadan kurulan ipoteğin kaldırılması
Diğer eşin açık rızası alınmadan aile konutu üzerinde ipotek tesis edilmişse, şartları oluştuğunda ipoteğin kaldırılması ve ilgili tapu kaydının düzeltilmesi talep edilebilir.
Bu tür uyuşmazlıklarda mahkemece;
* Taşınmazın ipotek tarihinde aile konutu olup olmadığı,
* Diğer eşin ipotek işlemine açık rıza verip vermediği,
* İpotek işlemine ilişkin belgeler,
* Rıza belgesindeki imzanın aidiyeti konusunda bir uyuşmazlık bulunup bulunmadığı,
* Bankanın ve diğer ilgili kişilerin hukuki durumları,
* İpotek işleminin ve sonrasındaki işlemlerin hukuki sonuçları
birlikte değerlendirilmelidir.
6.3. İpotek nedeniyle taşınmazın cebri icra yoluyla devredilmesi
Aile konutu üzerinde ipotek kurulması ve daha sonra taşınmazın cebri icra yoluyla satılması, birbirinden ayrı aşamalar olarak değerlendirilmelidir.
İlk aşamada, ipotek tesisinin TMK m. 194’e uygun olup olmadığı ve diğer eşin açık rızasının bulunup bulunmadığı incelenir. İkinci aşamada ise ipoteğe dayalı takip, cebri satış ve taşınmazın tescili gibi işlemlerin hukuki sonuçları değerlendirilir.
İlk ipotek işleminin geçersizliği iddiası, sonraki işlemlerin de hangi hukuki sonuçlara tabi olacağı bakımından önem taşıyabilir. Ancak sonraki her işlemin kendiliğinden ve hiçbir inceleme yapılmadan geçersiz sayılacağı sonucuna ulaşılmamalıdır.
7. Aile Konutu Kira İlişkisinde Eşin Rızası
7.1. Kira sözleşmesinin feshedilmesi
TMK m. 194’ün birinci fıkrası, aile konutuyla ilgili kira sözleşmesinin diğer eşin açık rızası olmaksızın feshedilmesini de sınırlandırmaktadır.
Bu düzenlemenin amacı, aile konutunun kiralanmış olması nedeniyle eşlerin barınma güvenliğinin ortadan kalkmasını önlemektir.
Örneğin eşlerden birinin kiracı sıfatını taşıdığı konut, eşlerin birlikte yaşadığı aile konutu niteliğindeyse kiracı eş, diğer eşin açık rızası olmadan kira sözleşmesini feshedemez.
Bu kural, kira sözleşmesinin tarafı olan eşin sözleşmeden doğan haklarını tamamen ortadan kaldırmaz. Ancak aile konutunun korunması amacıyla sözleşmeyi sona erdirme yetkisine özel bir sınırlama getirir.
7.2. Kiracı olmayan eşin sözleşmenin tarafı hâline gelmesi
TMK m. 194’ün son fıkrasına göre aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir.
Bu durumda bildirimde bulunan eş, diğer eş ile birlikte kira ilişkisinden doğan yükümlülükler bakımından müteselsil sorumlu olur.
Düzenleme, kira sözleşmesini imzalamayan eşin de aile konutunun korunması bakımından hukuki bir konum kazanmasını sağlar.
Bununla birlikte kiracı olmayan eşin sözleşmenin tarafı hâline gelmesi için kanunda belirtilen bildirimin yapılması önemlidir. Somut uyuşmazlıkta bildirimin içeriği, muhataba ulaşıp ulaşmadığı ve hangi tarihte yapıldığı değerlendirilmelidir.
7.3. Tahliye süreçleri bakımından değerlendirme
Aile konutuna ilişkin kira uyuşmazlıklarında, kiracının sözleşmeyi sona erdirmesi ile kiraya veren tarafından tahliye talep edilmesi birbirinden farklı hukuki durumlardır.
TMK m. 194’teki açık rıza koşulu, kanunun belirttiği işlemler bakımından uygulanır. Bu hüküm, kira ilişkisinden kaynaklanan her türlü tahliye talebini kendiliğinden geçersiz hâle getiren genel bir düzenleme olarak yorumlanmamalıdır.
Kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşin kiraya verene bildirimde bulunup bulunmadığı, tahliye taahhüdünün hangi koşullarda verildiği, takibin dayanağı ve somut uyuşmazlığın niteliği ayrıca incelenmelidir.
Bu nedenle aile konutu iddiasının icra veya tahliye sürecinde ileri sürülmesi hâlinde, TMK m. 194’ün yanı sıra Türk Borçlar Kanunu ve ilgili icra mevzuatının hükümleri de değerlendirilmelidir.
8. Eşin Rızasının Bulunduğunu İspat Yükü
Aile konutuna ilişkin uyuşmazlıklarda en önemli meselelerden biri, diğer eşin açık rızasının bulunup bulunmadığının nasıl ispatlanacağıdır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi uyarınca, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.
Rızanın ispatında değerlendirilebilecek başlıca deliller şunlardır:
* Tapu işlem dosyası ve resmî senet,
* İpotek tesisine ilişkin belgeler,
* Açık rızayı gösteren yazılı beyanlar,
* Taraflar arasındaki yazışmalar,
* İşlem sırasında düzenlenen belgeler,
* Tanık anlatımları,
* İmza inkârı varsa imza incelemesi,
* Somut olayın koşullarına göre diğer hukuka uygun deliller.
Ancak her delilin tek başına yeterli olduğu söylenemez. Özellikle rızanın bulunduğu ileri sürülen belgedeki imzanın inkâr edilmesi hâlinde, belgenin aidiyeti ve hukuki niteliği ayrıca incelenmelidir.
Rızanın ispatlanamaması, tasarruf işleminin hukuki geçerliliği bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir.
9. Rıza Alınmadan Yapılan Tasarrufun Hukuki Sonuçları
9.1. İşlemin geçerliliğine etkisi
TMK m. 194’e aykırı olarak gerçekleştirilen tasarruf işlemleri bakımından, diğer eşin açık rızasının bulunmaması işlemin hukuki geçerliliği yönünden önem taşır.
Aile konutunun rıza alınmadan devredilmesi veya aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması durumunda, rızası alınmayan eş kanunun ve usul hukukunun koşulları çerçevesinde işlemin sonuçlarına karşı hukuki koruma talep edebilir.
Bununla birlikte işlemin geçersizliğinin ileri sürülmesi, davanın kabulü ve tapu sicilinde düzeltme yapılması bakımından somut olayın özellikleri dikkate alınmalıdır.
9.2. Tapu kaydının düzeltilmesi
Aile konutunun diğer eşin rızası olmaksızın devredilmesi hâlinde tapu iptali ve tescil talebi gündeme gelebilir.
Mahkemece aile konutu niteliği, açık rızanın bulunup bulunmadığı, işlem tarihi ve diğer ilgili olgular incelenerek karar verilir.
Davanın kabulü hâlinde tapu kaydının iptali ve önceki malik adına tescil gibi sonuçlar doğabilir.
Ancak taşınmazın el değiştirmiş olması, üçüncü kişilerin hukuki durumları veya evliliğin dava devam ederken sona ermesi gibi hususlar, davanın sonucu üzerinde etkili olabilir.
9.3. Tazminat ve diğer talepler
Aile konutuna ilişkin rızasız işlem nedeniyle her durumda kendiliğinden tazminat hakkı doğduğu söylenemez.
Tazminat talep edilebilmesi için ilgili sorumluluk hükümlerinin şartlarının oluşması gerekir. Haksız fiil, sözleşmeye aykırılık veya başka bir hukuki sebep ileri sürülüyorsa, bu sebebin koşulları ayrıca incelenmelidir.
Bu nedenle aile konutunun rıza alınmadan devredildiği durumlarda tapu iptali ve tescil talebi ile varsa tazminat taleplerinin hukuki dayanakları birbirinden ayrılarak değerlendirilmelidir.
10. Boşanmanın Aile Konutu Korumasına Etkisi
Aile konutuna ilişkin uyuşmazlıklarda önemli meselelerden biri de evliliğin boşanma nedeniyle sona ermesinin devam eden davalara etkisidir.
TMK m. 194’teki koruma, evlilik birliği içerisinde aile konutunun korunmasını amaçlamaktadır. Bu nedenle boşanmanın kesinleşmesi, aile konutu niteliğinin ve TMK m. 194’e dayalı taleplerin değerlendirilmesini etkileyebilir.
Bu çerçevede boşanmanın kesinleşmesi, TMK m. 194’e dayalı davanın konusuz kalmasına yol açabilir. Ancak bu sonuç, her uyuşmazlıkta diğer bütün mülkiyet veya tazminat taleplerinin de ortadan kalktığı anlamına gelmez. Talebin hukuki sebebi, dava dilekçesinin kapsamı ve somut olayın özellikleri ayrıca değerlendirilmelidir.
Özellikle boşanma kararının kesinleşmesinden önce gerçekleştirilen tasarruf işlemleri bakımından, işlemin yapıldığı tarihteki hukuki durum önemini korur. Bu nedenle boşanmanın kesinleşmiş olması, geçmişte gerçekleştirilen işlemlerin bütün hukuki sonuçlarının kendiliğinden ve her durumda ortadan kalktığı şeklinde yorumlanmamalıdır.
11. Aile Konutu Uyuşmazlıklarında Görevli Mahkeme ve Başvuru Yolları
Aile konutunun rıza alınmadan devredilmesi veya aile konutu üzerinde ipotek tesis edilmesi nedeniyle açılan davalarda görevli mahkemenin belirlenmesi önemlidir.
4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesi kapsamında, aile hukukundan doğan uyuşmazlıklar aile mahkemelerinin görev alanına girebilir.
Bununla birlikte her uyuşmazlıkta görevli mahkemenin yalnızca taşınmazın aile konutu olarak nitelendirilmesine bakılarak belirlenmesi doğru değildir. Davanın hukuki sebebi, talep sonucu ve uyuşmazlığın niteliği birlikte değerlendirilmelidir.
Somut olayın koşullarına göre başvurulabilecek hukuki yollar arasında şunlar bulunabilir:
1. Aile konutu şerhi verilmesi için tapu müdürlüğüne başvuru,
2. Rıza alınmadan gerçekleştirilen devir işlemine karşı tapu iptali ve tescil davası,
3. Rıza alınmadan tesis edilen ipoteğin kaldırılmasına yönelik dava,
4. Kira sözleşmesinin feshi veya tahliye süreciyle ilgili uyuşmazlıklarda ilgili yasal yollara başvuru,
5. Gerekli koşullar varsa geçici hukuki koruma tedbirlerinin talep edilmesi.
Dava açılmadan önce taşınmazın tapu kayıtları, işlem belgeleri, aile konutu niteliğini gösteren deliller ve rızanın bulunup bulunmadığına ilişkin belgeler incelenmelidir.
Ayrıca özellikle cebri icra sürecinin devam ettiği durumlarda, başvurulacak hukuki yolun ve sürelerin somut dosyaya göre belirlenmesi gerekir.
12. Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Aile konutunun korunmasına ilişkin uyuşmazlıklarda aşağıdaki hususlar önem taşımaktadır:
Birincisi, aile konutu şerhinin bulunmaması korumayı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Taşınmazın aile konutu niteliği, fiilî kullanım ve diğer delillerle ortaya konulabilir.
İkincisi, satıştan haberdar olmak her durumda açık rıza anlamına gelmez. Rızanın somut işlem bakımından açık biçimde ortaya konulması gerekir.
Üçüncüsü, rızanın belirli bir işleme ilişkin olması önemlidir. Bir ipotek işlemine verilen izin, kendiliğinden satış işlemine de izin verildiği anlamına gelmez.
Dördüncüsü, ispat yükü göz ardı edilmemelidir. Tasarrufta bulunan tarafın açık rızanın varlığını ortaya koyması, uyuşmazlığın çözümünde belirleyici olabilir.
Beşincisi, boşanmanın kesinleşmesi davanın seyrini etkileyebilir. TMK m. 194’e dayalı talepler bakımından evliliğin devam edip etmediği ve işlemin hangi tarihte yapıldığı dikkatle incelenmelidir.
Altıncısı, ipotek ve cebri icra süreçleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir. İpotek işleminin hukuki geçerliliği ile bu işleme dayalı takip ve satış işlemlerinin sonuçları arasında bağlantı bulunmakla birlikte, her aşamanın kendi hukuki koşulları vardır.
Yedincisi, hukuki talep doğru belirlenmelidir. Tapu iptali ve tescil, ipoteğin kaldırılması, kira sözleşmesine ilişkin talepler ve varsa tazminat talepleri birbirinden farklı hukuki temellere dayanabilir.
Sonuç
Aile konutu, Türk aile hukukunda eşlerin ve aile birliğinin barınma düzenini korumaya yönelik özel bir hukuki statüye sahiptir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi, aile konutunun devredilmesi, aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması ve kira sözleşmesinin feshedilmesi gibi işlemler bakımından diğer eşin açık rızasını arayarak malik eşin tasarruf yetkisine kanuni bir sınırlama getirmiştir.
Bu korumanın uygulanması için tapuda aile konutu şerhinin bulunması zorunlu değildir. Şerh, aile konutu niteliğini kuran değil, mevcut hukuki durumu tapu sicilinde görünür hâle getiren bir işlev taşımaktadır.
Diğer eşin açık rızası olmadan gerçekleştirilen satış ve ipotek işlemleri, somut olayın koşullarına göre işlemin geçerliliği, tapu kaydının düzeltilmesi ve ipoteğin kaldırılması gibi hukuki sonuçlar doğurabilir. Bununla birlikte her uyuşmazlıkta aile konutu niteliğinin, rızanın bulunup bulunmadığının, işlemin tarihinin ve tarafların hukuki durumlarının ayrı ayrı incelenmesi gerekir.