SOSYAL MEDYA HESAPLARININ ve DİJİTAL MALVARLIĞI UNSURLARININ HACZEDİLEBİLİRLİĞİ / 15.10.2026

Sosyal Medya Hesaplarının ve Dijital Malvarlığı Unsurlarının Haczedilebilirliği: Türk İcra ve İflas Hukuku Açısından Güncel Bir İnceleme

 

Özet

 

Dijitalleşmenin ekonomik ve sosyal yaşam üzerindeki etkisinin artmasıyla birlikte, kişilerin ve işletmelerin malvarlıkları yalnızca taşınır ve taşınmaz mallar, banka hesapları ve klasik alacaklardan oluşan bir yapı olmaktan çıkmıştır. Sosyal medya hesaplarından elde edilen reklam ve sponsorluk gelirleri, içerik üreticilerine yapılan platform ödemeleri, internet alan adları, dijital içeriklerden doğan lisans gelirleri ve kripto varlıklar, ekonomik değer taşıyan dijital malvarlığı unsurları arasında yer almaktadır. Bu gelişme, alacaklının alacağına kavuşmasını amaçlayan cebrî icra hukukunun dijital ekonominin ihtiyaçlarına ne ölçüde cevap verebildiği sorusunu gündeme getirmektedir.

 

Türk hukukunda dijital malvarlığı unsurlarının tamamını kapsayan, bunların hukuki niteliğini ve haciz usulünü bütüncül biçimde düzenleyen özel bir icra rejimi bulunmadığından, her bir unsurun niteliğine göre mevcut hükümlerin uygulanması gerekmektedir. Bu çerçevede sosyal medya hesabının ekonomik değerinden, hesaba bağlı gelir alacaklarından, dijital içeriklerden ve kripto varlıklardan ayrı ayrı söz edilmelidir. Özellikle İcra ve İflas Kanunu’nun 82, 83 ve 89. maddeleri ile alacağın haczi, üçüncü kişilerde bulunan mal ve hakların haczi ve haczedilmezlik ilkeleri bakımından değerlendirme yapılması önem taşımaktadır.

 

 

Giriş

 

Teknolojik gelişmeler, bireylerin ve işletmelerin ekonomik değer üretme ve malvarlığı edinme biçimlerini önemli ölçüde değiştirmiştir. Günümüzde bir sosyal medya hesabı yalnızca iletişim kurmaya yarayan bir araç olmayıp reklam anlaşmaları, sponsorluklar, ürün tanıtımları, ücretli abonelikler ve içerik üretimi yoluyla düzenli gelir elde edilmesini sağlayabilmektedir. Benzer şekilde internet alan adları, dijital yayın hakları, çevrim içi platformlarda doğan alacaklar ve kripto varlıklar da ekonomik değer ifade edebilmektedir.

 

Bu gelişmeler karşısında icra hukukunun temel amacı değişmemektedir: Borçlunun kanunen haczedilebilir mal, hak ve alacaklarının paraya çevrilmesi suretiyle alacaklının alacağının karşılanması. Bununla birlikte, dijital malvarlığı unsurlarının fiziksel bir varlığa sahip olmaması, farklı ülkelerde bulunan platformlarda tutulabilmesi, platformların kullanım koşullarına bağlı olması ve bazılarının doğrudan devredilememesi, geleneksel haciz yöntemlerinin uygulanmasını güçleştirmektedir.

 

Bu noktada temel hukuki sorun, dijital bir hesabın ekonomik değer taşımasının tek başına onun haczedilebilir olduğu sonucunu doğurup doğurmadığıdır. Bir hesabın sahibine gelir sağlaması, hesap üzerindeki sözleşmesel kullanım hakkının devredilebilir olduğu veya hesabın bütünüyle cebrî icra yoluyla satılabileceği anlamına gelmez. Buna karşılık, hesabın sahibinin platformdan doğmuş ve para ile ölçülebilen bir alacağının bulunması hâlinde, hesabın kendisinden bağımsız olarak bu alacağın haczi gündeme gelebilir.

 

Dolayısıyla dijital malvarlığı unsurlarının haczinde, ekonomik değer ile hukuken devredilebilir hak arasındaki ayrımın gözetilmesi gerekir.

 

I. Dijital Malvarlığı Kavramı ve Hukuki Niteliği

 

1. Dijital malvarlığının kapsamı

 

Dijital malvarlığı, kişinin dijital ortamda sahip olduğu veya yararlanabildiği ve ekonomik değer taşıyan mal, hak ve alacakları ifade eden geniş bir kavramdır. Bununla birlikte bu kavram, hukuki nitelikleri birbirinden farklı birçok unsuru kapsar.

 

Başlıca dijital malvarlığı unsurları şunlardır:

 

* Sosyal medya hesapları ve bu hesaplardan doğan ekonomik menfaatler.

* Reklam, sponsorluk, ücretli abonelik ve içerik üretimi nedeniyle doğan alacaklar.

* İnternet alan adları ve bunlarla bağlantılı sözleşmesel haklar.

* Dijital eserler, yazılımlar ve bunlardan doğan lisans veya telif geliri alacakları.

* Çevrim içi oyunlardaki ekonomik değere sahip dijital varlıklar.

* Kripto varlıklar ve kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdindeki hesap bakiyeleri.

* Dijital platformlarda doğmuş, ancak henüz ödenmemiş komisyon ve diğer gelir alacakları.

 

Bu unsurların tümünü tek bir hukuki kategori altında değerlendirmek mümkün değildir. Örneğin bir içerik üreticisinin platformdan hak ettiği ödeme, borçlar hukuku anlamında bir alacak niteliği taşıyabilir. Buna karşılık, kullanıcının hesabına erişim hakkı, platform ile kullanıcı arasındaki sözleşmenin hükümlerine bağlıdır. Bir dijital eserin telif hakkı ise fikrî mülkiyet hukukunun kendine özgü kurallarına tabidir.

 

Bu nedenle haciz değerlendirmesi yapılırken öncelikle borçlunun hangi hukuki hakka sahip olduğunun belirlenmesi gerekir.

 

2. Ekonomik değer ile haczedilebilir hak arasındaki ilişki

 

İcra hukukunda haczin konusu, kural olarak borçlunun malvarlığına dâhil olan ve kanunen haczedilmesine engel bulunmayan mal, hak ve alacaklardır. Bir unsurun ekonomik değer taşıması, onun mutlaka bağımsız biçimde haczedilip satılabileceğini göstermez.

 

Örneğin bir sosyal medya hesabı yüz binlerce takipçiye sahip olabilir. Ancak takipçi sayısı, hesabın sahibinin platforma karşı ileri sürebileceği bağımsız ve devredilebilir bir alacak hakkı değildir. Hesabın ekonomik değeri; erişim kapasitesi, etkileşim oranı, reklam sözleşmeleri, marka ilişkileri ve platformun kullanım koşulları gibi unsurlara bağlı olabilir.

 

Buna karşılık hesabın sahibi, gerçekleştirdiği reklam çalışması nedeniyle bir şirketten ücret almaya hak kazanmışsa, bu ücret alacağı ayrıca değerlendirilir. Alacağın varlığı ve miktarı belirlenebiliyorsa, genel haciz hükümleri kapsamında haczedilmesi mümkün olabilir.

 

Bu ayrım, dijital malvarlığının haczinde temel hareket noktasıdır: Haczin konusu, ekonomik değer taşıdığı düşünülen her şey değil, borçluya ait olduğu ve hukuken haczedilebildiği belirlenebilen mal, hak veya alacaktır.

 

II. Sosyal Medya Hesaplarının Haczedilebilirliği

 

1. Sosyal medya hesabının hukuki niteliği

 

Instagram, YouTube, TikTok ve benzeri platformlardaki hesaplar, çoğunlukla kullanıcı ile platform arasında kurulan sözleşmesel ilişki çerçevesinde kullanılmaktadır. Kullanıcı, platformun hizmet koşullarına tabi olarak hesabına erişmekte, içerik paylaşmakta ve belirli özelliklerden yararlanmaktadır.

 

Bu nedenle sosyal medya hesabını doğrudan mülkiyet hakkına konu fiziksel bir eşya gibi değerlendirmek isabetli değildir. Hesabın hukuki niteliği; platform sözleşmesi, kullanıcıya tanınan yetkiler, hesabın devredilebilirliği, kişiye sıkı sıkıya bağlı unsurlar ve hesapla bağlantılı ekonomik haklar birlikte ele alınarak belirlenmelidir.

 

Türk hukukunda sosyal medya hesaplarının tamamının haczedilemeyeceğini veya her durumda haczedilebileceğini öngören açık ve genel bir özel düzenleme bulunduğu söylenemez. Bu sebeple hesap üzerindeki kullanım yetkisinin doğrudan haczi ile hesap aracılığıyla elde edilen gelirlerin haczi birbirinden ayrılmalıdır.

 

2. Hesabın kendisinin haczi ve devri sorunu

 

Sosyal medya hesabının kendisinin haczedilerek açık artırma yoluyla satılması, çeşitli hukuki ve teknik sorunlar doğurmaktadır.

 

İlk olarak, hesabın platform sözleşmesine göre devredilebilir olup olmadığı araştırılmalıdır. Kullanım koşulları hesabın üçüncü kişilere devrini yasaklıyor veya platformun önceden onayını gerektiriyorsa, icra yoluyla satışın bu sözleşmesel çerçeveyle ilişkisi ayrıca değerlendirilmelidir.

 

İkinci olarak, hesabın ekonomik değerinin kişisel özelliklerden bağımsız olup olmadığı önemlidir. Bir sanatçının, gazetecinin veya içerik üreticisinin hesabı, yalnızca takipçi sayısı nedeniyle değil, hesabın sahibiyle özdeşleşmiş kişisel kimlik ve itibar nedeniyle değer taşıyabilir. Bu durumda hesabın başka bir kişiye geçirilmesi, mevcut ekonomik değerin korunmasını sağlamayabilir.

 

Üçüncü olarak, hesabın devri kişisel verilerin, özel mesajların, fotoğrafların ve diğer kişisel içeriklerin yeni bir kişinin erişimine açılması sonucunu doğurabilir. Bu sonuç, kişilik hakları ve özel hayatın gizliliği bakımından sorun yaratabilir.

 

Bu nedenlerle sosyal medya hesabının kendisinin haczedilebilirliği, yalnızca ekonomik değer ölçütüyle çözülebilecek bir mesele değildir. Hesap üzerindeki hukuki yetkinin niteliği, sözleşmesel devredilebilirlik, üçüncü kişilerin hakları ve kişilik değerleri birlikte değerlendirilmelidir.

 

3. Ticari nitelikteki sosyal medya hesapları

 

Bir işletmenin ürün tanıtımı, müşteri ilişkileri veya satış faaliyetleri için kullandığı sosyal medya hesabı ile gerçek kişinin kişisel hesabı arasında ekonomik işlev bakımından fark bulunabilir.

 

Örneğin bir işletme, sosyal medya hesabı üzerinden düzenli satış yapmakta ve bu hesap aracılığıyla müşterilere ulaşmaktadır. Hesabın işletme açısından ekonomik değer taşıması mümkündür. Bununla birlikte hesabın işletme tarafından kullanılıyor olması, hesabın bağımsız bir malvarlığı unsuru olarak devredilebilir olduğu sonucunu kendiliğinden doğurmaz.

 

Şirket hesabı ile şirket ortağının kişisel hesabı da birbirinden ayrılmalıdır. Şirketin borçları nedeniyle ortağın kişisel hesabına veya ortağın borçları nedeniyle şirketin hesabına müdahale edilmesi, borçlunun kimliği ve haczin konusu bakımından ayrıca hukuki dayanak gerektirir.

 

Bu çerçevede ticari hesaplar incelenirken şu hususlar araştırılmalıdır:

 

1. Hesabın kimin adına açıldığı ve hangi kişi tarafından işletildiği.

2. Hesabın işletme faaliyetleriyle ilişkisi.

3. Platform sözleşmesinin hesap devrine ilişkin hükümleri.

4. Hesaba bağlı reklam ve satış sözleşmelerinden doğan alacakların kime ait olduğu.

5. Hesapta bulunan veriler ve üçüncü kişilerin korunması gereken hakları.

 

Bu inceleme sonucunda hesabın kendisinin haczine ilişkin değerlendirme ile hesaptan doğan alacakların haczi birbirinden ayrılmalıdır.

 

III. Sosyal Medya Gelirlerinin ve Platform Alacaklarının Haczi

 

1. Platformlardan doğan alacakların haczi

 

Sosyal medya hesaplarının haczine ilişkin tartışmaların uygulamada en elverişli boyutlarından biri, hesap sahibinin platformdan veya üçüncü kişilerden doğmuş alacaklarıdır.

 

Bir içerik üreticisi, platformun para kazanma programı kapsamında gelir elde edebilir. Benzer şekilde reklam verenler, sponsorlar veya ticari iş ortakları içerik üreticisine belirli bir bedel ödemekle yükümlü olabilir.

 

Bu tür durumlarda haczin konusu hesabın kendisi değil, borçlunun üçüncü kişiye karşı sahip olduğu alacak hakkıdır.

 

İcra ve İflas Kanunu’nun 89. maddesi, borçlunun üçüncü kişilerde bulunan mal, hak ve alacaklarının haczinde önem taşır. Kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi gönderilmesi ve borçlunun alacağının icra dosyası kapsamında değerlendirilmesi gündeme gelebilir.

 

Örneğin bir reklam verenin içerik üreticisine ödemesi gereken 200.000 TL tutarında bir reklam bedeli bulunduğunu varsayalım. Bu alacağın borçluya ait olduğu, mevcut ve haczedilebilir nitelik taşıdığı belirlenebiliyorsa, alacağın haczi bakımından İİK m. 89 hükümleri değerlendirilebilir. Somut olayda ihbarnamenin kapsamı, alacağın doğum zamanı, ödeme koşulları ve üçüncü kişinin itirazları ayrıca incelenmelidir.

 

2. Henüz doğmamış veya koşula bağlı gelirler

 

Dijital platform gelirleri her zaman düzenli ve kesin olmayabilir. Bazı ödemeler izlenme sayısı, reklam gösterimi, abonelik, satış miktarı veya platformun belirlediği başka ölçütlere bağlıdır.

 

Bu nedenle mevcut ve muaccel bir alacak ile gelecekte doğması muhtemel gelir arasında ayrım yapılmalıdır. Gelecekte doğacak alacakların haczi, alacağın yeterince belirlenebilir olup olmadığı, hukuki ilişkinin varlığı ve uygulanacak haciz hükümleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

 

Örneğin içerik üreticisinin tamamladığı reklam çalışması için hak kazandığı bedel ile henüz yapılmamış reklam çalışmalarından elde etmeyi umduğu gelir aynı nitelikte değildir. İlkinde mevcut bir alacağın bulunması mümkünken, ikincisinde henüz alacak doğmamış olabilir.

 

Dolayısıyla gelecekte elde edilmesi beklenen bütün sosyal medya gelirlerinin sınırsız biçimde haczedilebileceği yönünde genel bir kabul doğru olmaz. Alacağın dayanağı, doğum koşulları ve haczin kapsamı somut olay temelinde belirlenmelidir.

 

3. Reklam ve sponsorluk sözleşmelerinden doğan alacaklar

 

Sosyal medya içerik üreticileri ile reklamverenler arasındaki sözleşmeler, çoğu zaman belirli içeriklerin yayımlanması, belirli süreyle tanıtım yapılması veya belirli performans ölçütlerinin karşılanması karşılığında ödeme öngörür.

 

Borçlunun bu sözleşmelerden doğan alacakları, genel haciz kuralları kapsamında ele alınabilir. Ancak sözleşmenin henüz ifa edilmemiş olması, ödemenin koşula bağlanması veya karşı tarafın ayıp, eksik ifa ya da sözleşmeye aykırılık iddiasında bulunması gibi durumlar alacağın kapsamını etkileyebilir.

 

İcra müdürlüğünün üçüncü kişide bulunan alacağı haczetmesi, söz konusu alacağın maddi hukuk bakımından tartışmasız olduğunu her durumda göstermez. Üçüncü kişinin itirazları ve alacağın varlığına ilişkin uyuşmazlıklar, kanunda öngörülen usuller çerçevesinde değerlendirilmelidir.

 

IV. Diğer Dijital Malvarlığı Unsurlarının Haczi

 

1. İnternet alan adları

 

İnternet alan adları, dijital ortamda belirli bir internet adresinin kullanılmasını sağlayan ve ticari bakımdan değer taşıyabilen unsurlardır. Özellikle kısa, kolay hatırlanabilir veya belirli bir marka ile bağlantılı alan adları ekonomik değer taşıyabilir.

 

Bununla birlikte alan adının hukuki niteliği ve devredilebilirliği, ilgili kayıt sistemi, kayıt kuruluşunun koşulları ve alan adını kullanan kişi ile kayıt kuruluşu arasındaki ilişkinin niteliği dikkate alınarak belirlenmelidir.

 

Alan adının borçluya ait ekonomik bir hak oluşturduğu ve hukuken devredilebildiği tespit edilirse, bu hakkın haczi ve paraya çevrilmesi bakımından mevcut icra hükümlerinin uygulanabilirliği tartışılabilir. Ancak alan adının kendiliğinden klasik bir taşınır eşya olarak nitelendirilmesi yerine, üzerindeki hakkın hukuki yapısının ortaya konulması gerekir.

 

Alan adının üçüncü bir kişinin markasını ihlal etmesi, uyuşmazlık konusu olması veya kayıt sözleşmesinin devre izin vermemesi gibi durumlar, haczin kapsamını ve satışın mümkün olup olmadığını etkileyebilir.

 

2. Dijital içerikler ve fikrî mülkiyet hakları

 

E-kitaplar, fotoğraflar, müzik eserleri, videolar, yazılımlar ve diğer dijital içerikler farklı hukuki haklara konu olabilir. Bu içeriklerin ekonomik değeri, her zaman içerik dosyasının kendisine değil, çoğu zaman onu çoğaltma, yayma, işleme veya kullanma yetkisine dayanır.

 

Bu nedenle dijital içeriğin haczi değerlendirilirken 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında eser sahipliği ve mali haklar ile kişiye bağlı manevi haklar birbirinden ayrılmalıdır.

 

Eser sahibinin mali haklarından doğan lisans ücretleri veya sözleşmesel alacaklar haciz bakımından ayrıca değerlendirilebilir. Buna karşılık manevi hakların niteliği, devredilebilirlik sınırları ve eser sahibinin kişiliğiyle ilişkisi farklı bir hukuki incelemeyi gerektirir.

 

Dijital bir dosyanın kopyalanabilir olması, esere ilişkin bütün hakların haczedilebilir ve serbestçe devredilebilir olduğu anlamına gelmez. Haczin konusu, ilgili fikrî mülkiyet hakkının türüne ve hukuki niteliğine göre belirlenmelidir.

 

3. Kripto varlıklar

Kripto varlıklar, dijital malvarlığı unsurlarının haczi bakımından en fazla teknik sorun doğuran kategorilerden biridir. Bu varlıklar merkezi kripto varlık platformlarında tutulabileceği gibi, kullanıcının kontrolündeki bir cüzdanda da bulunabilir.

 

Merkezi bir platformda tutulan kripto varlıklar bakımından, platformun elindeki varlıklar ile kullanıcının platforma karşı sahip olduğu hakların hukuki niteliği belirlenmelidir. İİK m. 89’un uygulanabilirliği, somut hukuki ilişkinin özellikleri çerçevesinde değerlendirilebilir.

 

Kişinin kendi kontrolündeki cüzdanda bulunan varlıklarda ise özel anahtar, erişim bilgileri, muhafaza ve değer tespiti sorunları öne çıkar. Bir varlığın blokzincir üzerinde görünür olması, icra müdürlüğünün o varlık üzerinde doğrudan tasarrufta bulunabileceği anlamına gelmez.

 

Kripto varlıkların kıymet takdirinde piyasa dalgalanmaları, değerleme zamanı, satışın gerçekleşeceği platform ve işlem maliyetleri dikkate alınmalıdır. 

 

Kripto varlıkların haczedilebilirliği ve değerlemesi konusunda özel bir kanuni rejimin gerekliliği ayrıca tartışılmalıdır. Bununla birlikte, kanun taslağında yer alan hükümlerin yürürlükteki kanun hükümleriyle karıştırılmaması gerekir. Bir taslağın yayımlanması veya kamuoyu görüşüne açılması, tek başına kanun hükmü doğurmaz.

 

V. Haczin Uygulanmasında Usul Sorunları

 

1. Borçluya ait dijital malvarlığının tespiti

 

Dijital malvarlığı unsurlarının haczindeki temel güçlüklerden biri, varlığın tespitidir. Geleneksel malvarlığı araştırmalarında banka hesapları, tapu kayıtları ve araç kayıtları gibi belirli sistemlerden yararlanılabilir. Dijital varlıklar ise farklı platformlara, yabancı ülkelerdeki şirketlere veya kişisel cüzdanlara dağılmış olabilir.

 

Bu nedenle alacaklı, hukuka uygun yollarla borçlunun hangi dijital malvarlığı unsurlarına sahip olduğunu ortaya koymaya çalışmalıdır. Haciz talebinde varlığın türü, ilgili platform veya üçüncü kişi, alacağın dayanağı ve talep edilen haczin kapsamı mümkün olduğunca somutlaştırılmalıdır.

 

Bununla birlikte dijital malvarlığının tespiti amacıyla sınırsız veri toplama veya borçlunun özel yazışmalarına erişme yetkisi bulunduğu varsayılamaz. İcra işlemleri, kanuni yetki sınırları içinde ve gerekli olduğu ölçüde yürütülmelidir.

 

2. Haciz, muhafaza ve paraya çevirme aşamaları

 

Dijital bir hakkın haczedilebilir olması, onun muhafaza edilmesi ve paraya çevrilmesi işlemlerinin kendiliğinden sorunsuz biçimde gerçekleştirilebileceği anlamına gelmez.

 

Haczin geçerli biçimde kurulması, hakkın değerinin belirlenmesi, devrin teknik olarak gerçekleştirilmesi ve satış bedelinin icra dosyasına aktarılması birbirinden ayrı aşamalardır.

 

Örneğin bir alan adının ekonomik değer taşıdığı tespit edilse bile, bu hakkın kayıt sisteminde nasıl devredileceği belirlenmelidir. Benzer şekilde bir platformdan doğan alacak haczedildiğinde, ödemenin hangi tarihte ve hangi koşullarda icra dosyasına aktarılacağı ayrıca değerlendirilir.

 

Kripto varlıklar bakımından ise erişim ve muhafaza sorunları, varlığın değer kaybına uğraması veya erişilemez hâle gelmesi riskini gündeme getirebilir.

 

Bu aşamalarda icra müdürlüğünün kanuni yetkisi, ilgili platformun hukuki konumu ve üçüncü kişilerin hakları gözetilmelidir.

 

3. İİK m. 82 ve 83 kapsamında haczedilmezlik

 

Dijital malvarlığı unsurlarının ekonomik değer taşıması, haczedilmezlik hükümlerinin uygulanmasını bütünüyle ortadan kaldırmaz. İİK m. 82 ve 83, belirli mal ve haklar bakımından haczedilmezlik veya haczin sınırlandırılması sorunlarını düzenlemektedir.

 

Somut olayda borçlunun dijital varlığının mesleğini sürdürebilmesi için gerekli bir araçla ilişkili olması veya gelir niteliğindeki ödemenin özel bir korumaya tabi bulunması gibi durumlar ortaya çıkabilir. Ancak dijital bir varlığın mesleki amaçla kullanılıyor olması, onun kendiliğinden haczedilmez olduğu anlamına gelmez.

 

Örneğin bir gazetecinin veya içerik üreticisinin bilgisayarı, kamera ekipmanı ve sosyal medya hesabı farklı hukuki unsurlardır. Mesleki faaliyetin sürdürülmesi bakımından gerekli bir eşyanın haczi ile o faaliyet üzerinden elde edilen para alacağının haczi aynı kurallara tabi olmayabilir.

 

Bu nedenle haczedilmezlik değerlendirmesi, varlığın türü, borçlunun faaliyeti, kanuni istisnalar ve somut olayın koşulları temelinde yapılmalıdır.

 

VI. Kişisel Verilerin Korunması ve Üçüncü Kişilerin Hakları

 

Sosyal medya hesapları yalnızca ekonomik değer içeren bir alan değildir. Bu hesaplarda kişisel veriler, özel yazışmalar, fotoğraflar, iletişim bilgileri ve üçüncü kişilere ait içerikler de bulunabilir.

 

Bu nedenle sosyal medya hesabının haczi veya devri, yalnızca alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat ilişkisi kapsamında değerlendirilemez. Hesapta bulunan verilerin korunması, üçüncü kişilerin özel hayatı ve kişilik hakları da dikkate alınmalıdır.

 

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ilkeler ve şartlar bakımından önem taşır. Bununla birlikte her icra işleminin kişisel veri işleme faaliyetiyle ilişkisi somut olay temelinde değerlendirilmelidir. İcra işleminin kanuni dayanağının bulunması, gereksiz veya ölçüsüz veri erişimini haklı hâle getirmez.

 

Hesabın devri yoluyla yeni bir kişinin eski yazışmalara, özel mesajlara veya takipçi bilgilerinin tamamına erişmesi, haczin amacıyla bağlantılı olmayan sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle hesabın ekonomik değerinin değerlendirilmesi ile hesabın içerdiği kişisel verilerin aktarılması birbirinden ayrılmalıdır.

 

Ölçülülük ilkesi, haciz işleminin alacağın tahsili amacıyla sınırlı tutulmasını ve daha hafif araçlarla aynı amaca ulaşılabiliyorsa gereksiz müdahalelerden kaçınılmasını gerektirir.

 

 

Sonuç

 

Dijitalleşme, borçluların malvarlığının kapsamını genişletirken cebrî icra hukukunun geleneksel araçlarının uygulanmasında yeni sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Sosyal medya hesapları, internet alan adları, dijital içerikler, platform gelirleri ve kripto varlıklar ekonomik değer taşıyabilmekle birlikte, bunların hukuki nitelikleri ve haciz yöntemleri birbirinden farklıdır.

 

Sosyal medya hesabının kendisi ile bu hesaptan doğan gelir alacaklarının ayrılması, haczedilebilirliğin doğru değerlendirilmesi bakımından temel önemdedir. Hesap üzerindeki kullanım yetkisinin devredilebilirliği platform sözleşmesi, kişilik hakları ve diğer hukuki sınırlamalar çerçevesinde incelenmelidir. Buna karşılık platformdan veya reklamverenden doğmuş para alacakları, koşulları bulunduğunda genel haciz hükümleri kapsamında değerlendirilebilir.

 

Dijital malvarlığı unsurlarının haczinde yalnızca ekonomik değerin tespiti yeterli değildir. Haczin konusu olan hakkın borçluya ait olması, hukuken devredilebilir veya haczedilebilir nitelik taşıması, değerinin belirlenmesi ve paraya çevrilmesinin mümkün olması gerekir. Ayrıca kişisel veriler, üçüncü kişilerin hakları, ölçülülük ilkesi ve kanuni haczedilmezlik hükümleri göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Sonuç olarak dijital malvarlığının haczi, mevcut icra hukukunun genel ilkelerinin dijital ekonomik ilişkilere uygulanmasını gerektiren dinamik bir alandır. Sosyal medya hesapları ve diğer dijital değerler bakımından daha açık ve teknik gelişmelere uyum sağlayan bir yasal çerçevenin oluşturulması, icra hukukunda öngörülebilirliği artırabilir ve alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesinin korunmasına yardımcı olabilir.