İCRA DAİRELERİNDE NEMALANDIRMA UYGULAMASI: MEVZUAT, UYGULAMA VE GÜNCEL SORUNLAR
İCRA HUKUKUNDA NEMALANDIRMA KAVRAMI
İcra hukukunda nemalandırma, icra dairesine yatırılan nakit paraların (ihale bedeli, güvence bedeli, haciz sonucu tahsil edilen paralar, dosya borcu veya diğer emanet paralar gibi) vadesiz hesaplarda bekletilmesi yerine, faiz veya benzeri finansal getiri sağlayacak yatırım araçlarında değerlendirilmesi suretiyle ekonomik değerinin korunmasını ifade eder.
Nemalandırmanın yalnızca faiz işletilmesi şeklinde dar anlamda değerlendirilmesi doğru değildir. Kurumun temel amacı, muhafaza süresi boyunca paranın satın alma gücünün korunması ve enflasyon nedeniyle meydana gelecek reel değer kaybının önlenmesidir.
Dolayısıyla nemalandırma, ekonomik açıdan paranın zaman değerinin korunmasına; hukuki açıdan ise mülkiyet hakkının etkin biçimde güvence altına alınmasına hizmet etmektedir.
İCRA DAİRELERİNDE EMANET PARA KAVRAMI
İcra hukukunda emanet para, icra daireleri tarafından tahsil edilen veya taraflarca icra dosyasına yatırılan ve hak sahibine ödeninceye kadar devlet güvencesi altında muhafaza edilen parasal değerleri ifade etmektedir.
Bu kapsamda icra dairelerinde emanet hesaplarında tutulan başlıca para kalemleri şunlardır:
Bu paralar üzerinde icra dairesinin herhangi bir tasarruf yetkisi bulunmamakta olup, icra müdürlüğü yalnızca muhafaza görevini yerine getirmektedir. Bu nedenle emanet hesaplarında bulunan paraların ekonomik değerinin korunması da kamu otoritesinin sorumluluğundadır.
NEMALANDIRMANIN HUKUKİ DAYANAĞI
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nda icra dairesine yatırılan paraların muhafazasına ilişkin çeşitli düzenlemeler bulunmakla birlikte, muhafaza edilen tüm paraların nasıl değerlendirileceğine ilişkin genel nitelikte bir hükme yer verilmemiştir.
Kanunda açık biçimde nemalandırmayı düzenleyen temel hüküm İİK m.134/8'dir. Bu hükme göre;
"Taşınmazı satın alanlar... İcra müdürü, ödenen ihale bedeli ile ilgili olarak, ihalenin feshine yönelik şikâyet sonucunda verilecek karar kesinleşinceye kadar para bankalarda nemalandırılır. İhalenin feshine ilişkin şikâyetin kabulüne veya reddine ilişkin kararın kesinleşmesi üzerine ihale bedeli nemaları ile birlikte hak sahiplerine ödenir."
Görüldüğü üzere kanun koyucu, ihale bedeli bakımından açık şekilde nemalandırmayı zorunlu tutmuş ve elde edilen getirinin de hak sahibine ait olduğunu açıkça düzenlemiştir.
Bununla birlikte Kanun'da icra dairesinde muhafaza edilen diğer emanet paralar bakımından açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak bu durum, söz konusu paraların nemalandırılmasını yasaklayan bir hükmün bulunduğu anlamına da gelmemektedir.
Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nin 23.10.2018 tarih, 2018/1749 E., 2018/2240 K. sayılı kararında;
"İİK'da yatırılan diğer paraların nemalandırılıp nemalandırılmayacağına dair açıkça yasal bir düzenleme mevcut değildir. Ancak nemalandırılmamasını gerektirir yasal bir engel de mevcut değildir."
tespitine yer verilmiştir.
Bu karar, nemalandırmanın yalnızca ihale bedelleriyle sınırlı olmadığı yönündeki yargısal yaklaşımın önemli örneklerinden biridir.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI ÇERÇEVESİNDE NEMALANDIRMA
Nemalandırma kurumunun anayasal temeli, esas itibarıyla Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Anayasa Mahkemesi, son yıllarda verdiği kararlarla bu konuda önemli ilkeler ortaya koymuştur.
Mahkemeye göre; cebrî icra faaliyetleri tamamen devletin kontrol ve gözetimi altında yürütülmektedir, icra dairesinde muhafaza edilen para, hak sahibinin mülkiyetinde bulunan ekonomik değerdir, devlet, kontrolü altındaki bu ekonomik değerin korunmasını sağlamakla yükümlüdür.
Mahkeme özellikle şu tespiti yapmaktadır:
"Cebrî icra faaliyeti sırasında Devletin uhdesinde bulunan paranın değer kaybının önüne geçmek Devletin pozitif yükümlülüğüdür."
Anayasa Mahkemesi ayrıca;
"Paranın başkasına kullandırılması karşılığında elde edilen menfaatler onun semeresi mahiyetindedir. Dolayısıyla bu semerelerden yararlanma yetkisi de paranın malikine aittir."
(AYM, E.2023/48, 05.04.2023)
şeklindeki değerlendirmesiyle nema gelirinin kamuya değil, doğrudan hak sahibine ait olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.
Bu yaklaşım, yalnızca İİK m.134 kapsamında değil, devletin muhafazasında bulunan tüm emanet paralar bakımından uygulanabilecek anayasal bir ilke niteliği taşımaktadır.
NEMALANDIRMA SÜRECİ
İcra dairelerinde nemalandırma süreci, muhafaza edilen paranın niteliğine ve bekletilme süresine göre farklılık gösterebilmekle birlikte genel olarak aşağıdaki aşamalardan oluşmaktadır:
Paranın İcra Dairesine Yatırılması: Borçlu, alıcı veya diğer ilgililer tarafından yatırılan para icra dosyası hesabına alınır ve emanet niteliği kazanır.
Hak Sahipliğinin Belirlenememesi veya Ödemenin Ertelenmesi: Paranın derhal hak sahibine ödenmesini engelleyen hukuki bir neden bulunması hâlinde (örneğin sıra cetveli, ihalenin feshi davası, istihkak iddiası, ihtiyati tedbir veya ödeme engeli), para belirli süre icra dairesinde muhafaza edilir.
Paranın Nemalandırılması: Özellikle uzun süre beklemesi öngörülen paralar, kamu bankalarında veya Adalet Bakanlığınca belirlenen esaslar çerçevesinde faiz getirisi sağlayacak hesaplarda değerlendirilir. Böylece muhafaza süresince ekonomik değer korunmaya çalışılır.
Nemanın Hesaplanması: Muhafaza süresi sonunda elde edilen faiz veya diğer finansal getiriler ana paraya eklenerek toplam hak ediş belirlenir.
Hak Sahibine Ödeme: Hukuki engelin ortadan kalkmasıyla birlikte ana para ve elde edilen nema birlikte hak sahibine ödenir
Bu süreçte icra müdürlüğünün temel yükümlülüğü yalnızca parayı muhafaza etmek değil, aynı zamanda paranın ekonomik değerini koruyacak tedbirleri de almaktır. Aksi halde meydana gelen değer kaybı nedeniyle devletin tazmin sorumluluğu gündeme gelebilecektir.
SONUÇ
İcra dairelerinde muhafaza edilen emanet paraların ekonomik değerinin korunması, yalnızca mali bir tercih değil, aynı zamanda Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının doğal bir sonucudur. Günümüzde yüksek enflasyon koşullarında, uzun süre nemalandırılmadan bekletilen paraların önemli ölçüde değer kaybettiği açıktır. Bu nedenle icra dairesinin muhafaza görevi, salt fiziki veya hukuki koruma ile sınırlı olmayıp, paranın reel değerinin korunmasını da kapsamalıdır.
Her ne kadar İcra ve İflas Kanunu'nda nemalandırma konusunda yalnızca ihale bedellerine ilişkin açık bir düzenleme bulunsa da, kanunda diğer emanet paraların nemalandırılmasını yasaklayan herhangi bir hüküm de mevcut değildir. Nitekim Bölge Adliye Mahkemesi kararları ile Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına ilişkin içtihatları birlikte değerlendirildiğinde, icra dairesinin uzun süre muhafaza ettiği tüm parasal değerlerin, hak sahibinin ekonomik menfaatini koruyacak şekilde nemalandırılması gerektiği yönünde güçlü bir hukuki eğilim oluştuğu görülmektedir.
Bu nedenle kanun koyucu tarafından, İcra ve İflas Kanunu'nda tüm emanet paraları kapsayacak genel bir nemalandırma düzenlemesinin yapılması; nemalandırmanın kapsamı, yöntemi, uygulanacağı hesap türü, getiri oranının belirlenmesi ve sorumluluk rejiminin açık biçimde düzenlenmesi uygulama birliğinin sağlanması açısından önem taşımaktadır. Böyle bir düzenleme, hem idarenin sorumluluğuna ilişkin uyuşmazlıkların azalmasına hem de hak sahiplerinin mülkiyet hakkının daha etkin biçimde korunmasına katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak, güncel anayasal içtihatlar ışığında nemalandırma kurumu, yalnızca İİK m.134/8 ile sınırlı istisnai bir uygulama olarak değil; cebri icra sürecinde devletin gözetimi altında bulunan tüm emanet paraların ekonomik değerinin korunmasını sağlayan, mülkiyet hakkının ve hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, icra hukukunda hak arama özgürlüğünün etkinliğini artıracak ve cebrî icra faaliyetlerinin adil yürütülmesine önemli katkı sağlayacaktır.