Ticaret Şirketlerinin Devri: Hukuki Usuller, Devir Süreci ve Tarafların Sorumluluğu
Giriş
Ticari faaliyetlerin el değiştirmesi, şirketlerin yeniden yapılandırılması, yatırımcıların piyasaya girişi ve işletmelerin faaliyetlerini sonlandırmadan ekonomik varlıklarını devretmesi bakımından önemli bir hukuki işlemdir. Ticaret şirketlerinin devri, uygulamada çoğunlukla şirket hisselerinin veya paylarının başka bir kişiye devredilmesi şeklinde gerçekleşmekle birlikte, şirketin malvarlığının ya da ticari işletmesinin devredilmesi veya şirketlerin birleşmesi yoluyla da ekonomik ve hukuki bir değişim meydana gelebilmektedir.
Şirket devri işlemleri, yalnızca taraflar arasında kararlaştırılan bir satış bedelinin ödenmesinden ibaret değildir. Devir işleminin hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi, şirketin türüne uygun usulün izlenmesi, gerekli ortaklık ve idari onayların alınması, ticaret sicili işlemlerinin tamamlanması ve mevcut borçların hukuki sonuçlarının değerlendirilmesi gerekir.
Türk hukukunda şirketlerin devrine ilişkin temel düzenlemeler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve ilgili özel mevzuatta yer almaktadır. İşlemin niteliğine göre 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, vergi mevzuatı, iş hukuku ve sektörel düzenlemeler de uygulama alanı bulabilir. Ticaret Bakanlığının şirketler ve ticaret siciline ilişkin mevzuat listesi de bu alandaki temel düzenlemelerin belirlenmesinde başvurulabilecek resmî kaynaklardan biridir.
I. Ticaret Şirketlerinin Devri Kavramı ve Hukuki Niteliği
Ticaret şirketlerinin devri, genel anlamda bir şirketteki ortaklık haklarının veya şirketin ekonomik faaliyetini oluşturan malvarlığı unsurlarının başka bir kişiye geçirilmesini ifade eder.
Bu nedenle öncelikle üç temel işlem türünün birbirinden ayrılması gerekir:
1. Şirket paylarının devri: Şirketin ortaklarından biri veya birkaçı, sahip oldukları payları başka bir ortağa ya da üçüncü kişiye devreder. Payların tamamının devredilmesi durumunda şirketin kontrolü el değiştirebilir. Ancak şirketin tüzel kişiliği, kural olarak, varlığını sürdürür.
2. Ticari işletmenin devri: İşletmenin faaliyetini sürdürebilmesi için gerekli olan malvarlığı unsurları, TBK m. 202 ve m. 11/3 başta olmak üzere ilgili hükümler çerçevesinde devredilir. Bu işlemde devredilen, doğrudan şirket tüzel kişiliği veya ortaklık payları değil, işletmedir.
3. Şirketlerin birleşmesi yoluyla devir: Bir şirketin diğer bir şirket tarafından devralınması sonucunda devrolunan şirketin malvarlığı ve borçları, kanunda öngörülen koşullarla devralan şirkete geçer. TTK m. 136 ve devamında düzenlenen birleşme işlemleri, pay satışından farklı bir hukuki mekanizmaya dayanır.
Bu ayrım, yalnızca işlemin adlandırılması bakımından değil; borçların hangi kişide kalacağı, sözleşmelerin akıbeti, çalışanların durumu, alacaklıların hakları ve tescil işlemleri bakımından da belirleyicidir.
II. Şirket Paylarının Devri
Şirket paylarının devri, uygulamada şirketin kontrolünün el değiştirmesini sağlayan en yaygın yöntemlerden biridir. Bu yöntemde şirketin malvarlığı doğrudan devralana geçmez; şirketin ortaklık yapısı değişir. Şirket, kendi adına sahip olduğu hak ve borçların tarafı olmaya devam eder.
Örneğin bir anonim şirketin bütün paylarının başka bir yatırımcıya satılması hâlinde, şirketin sahibi olduğu taşınmazlar, taraf olduğu sözleşmeler ve şirket adına doğmuş borçlar, yalnızca payların devredilmesi nedeniyle doğrudan yeni ortağın şahsi malvarlığına geçmez. Bunlar şirket tüzel kişiliğine ait olmaya devam eder. Bununla birlikte, şirketin kontrolünün değişmesi, bazı sözleşmelerdeki kontrol değişikliği hükümlerini veya idari izin şartlarını gündeme getirebilir.
Pay devrinde uygulanacak usul, devredilen şirketin anonim şirket mi yoksa limited şirket mi olduğuna ve payların niteliğine göre değişir.
A. Anonim Şirketlerde Pay Devri
Anonim şirketlerde payların devri, temel olarak TTK m. 489 ve devamında düzenlenmiştir. TTK m. 490 uyarınca nama yazılı paylar, kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe devredilebilir.
Bununla birlikte, payın senede bağlanmış olup olmaması, senedin nama veya hamiline yazılı olması, pay bedelinin tamamen ödenip ödenmediği ve esas sözleşmede devir sınırlaması bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
1. Nama Yazılı Payların Devri
Nama yazılı payların hukuki işlemle devrinde, pay senedinin mevcut olması hâlinde ciro ve senet zilyetliğinin devri önem taşır. Bununla birlikte, payın devredilebilirliği ve şirket nezdinde pay sahipliğinin ileri sürülebilmesi bakımından kanuni ve esas sözleşmesel sınırlamalar göz önünde bulundurulmalıdır.
TTK m. 491 uyarınca bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı payların devri, kanunda belirtilen istisnalar dışında şirketin onayına bağlıdır. Şirket, yalnızca devralanın ödeme yeterliliğinin şüpheli olması ve istenen teminatın verilmemesi durumunda onayı reddedebilir.
TTK m. 492 ve devamındaki hükümler kapsamında, esas sözleşmeyle nama yazılı payların devri şirketin onayına bağlanabilir. Özellikle borsaya kote edilmemiş paylarda, kanunda belirtilen önemli sebepler ve diğer şartlar çerçevesinde devir onayının reddedilmesi mümkün olabilir.
Dolayısıyla anonim şirketlerde pay devrinin her durumda yalnızca bir sözleşme imzalanarak tamamlanacağı söylenemez. Payın niteliği ve esas sözleşme hükümleri birlikte incelenmelidir.
2. Hamiline Yazılı Payların Devri
Hamiline yazılı pay senetlerinin devri, TTK m. 489 çerçevesinde değerlendirilir. Bu payların devri bakımından senedin zilyetliğinin devri yanında, Merkezi Kayıt Kuruluşuna (MKK) bildirim ve kayıt yükümlülükleri de önem taşır.
Kanuni bildirim ve kayıt yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi, pay sahipliğinden doğan hakların şirkete ve üçüncü kişilere karşı kullanılmasını etkileyebilir. Bu nedenle hamiline yazılı payların devrinde yalnızca senedin teslim edilmesiyle yetinilmemeli; ilgili kayıt işlemlerinin tamamlanıp tamamlanmadığı kontrol edilmelidir.
3. Pay Devrinin Şirket Kayıtlarına İşlenmesi
Anonim şirketlerde pay devri, limited şirketlerdeki esas sermaye payı devrinden farklı olarak, kural olarak her durumda ticaret siciline tescil edilen bir işlem değildir. Ancak pay defteri, pay senetleri, MKK kayıtları ve gerektiğinde ticaret sicili ilanları bakımından ayrı yükümlülükler doğabilir.
Ticaret Bakanlığının 18.12.1998 tarihli ve 10507 sayılı genelgesine ilişkin uygulama çerçevesinde anonim şirket pay devri ilanları, 2025 yılında MERSİS ve Harç Takip Sistemi entegrasyonuyla elektronik ortamda gönderilebilir hâle getirilmiştir. Bu gelişme, pay devri ilanlarına ilişkin işlemlerin elektronik ortamda yürütülmesini kolaylaştırmıştır. Bununla birlikte, pay devri ilanı ile pay devrinin geçerliliği ve tescili kavramları birbirine karıştırılmamalıdır.
B. Limited Şirketlerde Esas Sermaye Payının Devri
Limited şirketlerde esas sermaye payının devri, anonim şirketlerden farklı olarak daha sıkı şekil şartlarına tabidir. Bu husus, TTK m. 595 ve devamındaki hükümlerle düzenlenmiştir.
1. Yazılı Sözleşme ve Noter Onayı
TTK m. 595/1 uyarınca esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılmalı, tarafların imzaları noter tarafından onaylanmalıdır.
Devir sözleşmesinde, kanunda belirtilen durumlarda ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri, rekabet yasağına ilişkin özel düzenlemeler, önalım, alım ve geri alım hakları ile sözleşme cezasına ilişkin koşullar da belirtilmelidir.
Bu şekil şartı, limited şirket pay devrinin en önemli unsurlarından biridir. Tarafların kendi aralarında adi yazılı şekilde düzenledikleri bir belge, kanunun aradığı noter onayı şartını tek başına karşılamaz.
2. Genel Kurulun Onayı
TTK m. 595/2 uyarınca, şirket sözleşmesinde aksi öngörülmedikçe esas sermaye payının devri için genel kurulun onayı gerekir. Devir, bu onayla geçerli olur.
Şirket sözleşmesinde başka türlü düzenlenmemişse genel kurul, sebep göstermeksizin onayı reddedebilir. Ayrıca şirket sözleşmesiyle esas sermaye payının devri yasaklanabilir.
Bununla birlikte, TTK m. 595/7 uyarınca genel kurul, başvurunun kendisine ulaşmasından itibaren üç ay içinde devri reddetmediği takdirde onay verilmiş sayılır. Bu nedenle devir başvurusunun şirkete hangi tarihte ulaştığının belgelenmesi önem taşır.
3. Ticaret Siciline Başvuru
TTK m. 598 uyarınca esas sermaye paylarının geçişinin ticaret siciline tescili için şirket müdürleri tarafından başvuruda bulunulur. Başvurunun otuz gün içinde yapılmaması hâlinde, ayrılan ortak belirli şartlarla kendi adının sicilden silinmesi için başvurabilir.
Burada noter onayı, genel kurul onayı ve ticaret sicili işlemlerinin farklı hukuki işlevlere sahip olduğu unutulmamalıdır. Her bir aşamanın somut olayda gerekip gerekmediği ve hangi belgelerle tamamlanacağı ayrıca kontrol edilmelidir.
III. Ticari İşletmenin Devri
Ticari işletmenin devri, şirket paylarının devrinden farklı olarak, işletmeyi oluşturan malvarlığı unsurlarının bir bütün hâlinde veya işletmenin devamlılığını sağlayacak şekilde başka bir kişiye geçirilmesini ifade eder.
TBK m. 202, bir malvarlığının veya işletmenin aktif ve pasifleriyle birlikte devralınmasının borçlar bakımından sonuçlarını düzenler. TTK m. 11/3 ise ticari işletmenin devrinde işletmenin devamlılığını sağlayan malvarlığı unsurlarının bütün hâlinde devrini esas alan özel bir düzenleme içerir.
A. Devir Sözleşmesinin Kapsamı
Ticari işletme devrinde hangi unsurların devre konu edildiği açıkça belirlenmelidir. İşletmenin niteliğine göre bu unsurlar şunları içerebilir:
* Makine, ekipman ve diğer maddi varlıklar,
* Marka, patent, tasarım ve diğer fikrî mülkiyet hakları,
* Ticari işletmeye ilişkin sözleşmeler ve belirli hukuki ilişkiler,
* Alacaklar ve işletmeye bağlı diğer haklar,
* Ticari defterler ve işletme kayıtları,
* İşletmenin faaliyetinin devamıyla bağlantılı borçlar ve yükümlülükler.
Bununla birlikte, her bir unsurun devri aynı kurallara tabi değildir. Taşınmazların devri, fikrî mülkiyet haklarının devri, ruhsat ve izinlerin aktarılması, sözleşmelerde taraf değişikliği ve kişisel verilerin aktarılması gibi konular kendi özel hükümleri çerçevesinde ele alınmalıdır.
TTK m. 11/3 uyarınca ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurları için gerekli tasarruf işlemleri ayrı ayrı yapılmaksızın bir bütün olarak devredilebilir. Ancak bu hüküm, özel kanunlarda öngörülen zorunlu şekil şartlarını ve tescil yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz.
B. Tescil ve İlan
Ticari işletmenin devrinde, devir sözleşmesinin şekli ve ticaret siciline tescil ile ilan işlemleri önem taşır. TTK m. 11/3 çerçevesinde ticari işletme devri sözleşmesinin yazılı olarak yapılması ve ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi öngörülmüştür.
Devir işleminin sicil nezdinde tamamlanması, işletmenin devredildiğinin üçüncü kişiler bakımından açıklanması açısından önemlidir. Bunun yanında, işletmenin bünyesinde bulunan ve özel sicillere kayıtlı malvarlığı unsurları bakımından ilgili özel sicil işlemlerinin de yerine getirilmesi gerekebilir.
C. Ticari İşletmenin Devrinde Borçlardan Sorumluluk
Ticari işletme devrinin en önemli sonuçlarından biri, işletmeye ait borçlar bakımından devralanın sorumluluğunun gündeme gelmesidir.
TBK m. 202 uyarınca malvarlığını veya işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan kişi, devri alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler bakımından Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanan ilanla duyurduğu tarihten itibaren işletmedeki borçlardan sorumlu olur.
Aynı maddeye göre, önceki borçlu da iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Muaccel borçlarda süre bildirim veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel olacak borçlarda ise muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye başlar.
Bildirim veya ilan yükümlülüğü yerine getirilmedikçe, önceki borçlunun sorumluluğuna ilişkin iki yıllık süre işlemeye başlamaz.
Bu düzenleme, işletmenin devredilmesinin mevcut borçları kendiliğinden ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Devir sözleşmesinde tarafların kendi aralarında borçların kim tarafından üstlenileceğini kararlaştırmaları mümkün olmakla birlikte, bu düzenlemenin alacaklılara karşı sonuçları TBK m. 202 ve ilgili hükümler çerçevesinde değerlendirilmelidir.
IV. Şirketlerin Birleşmesi Yoluyla Devir
Şirketlerin birleşmesi, TTK m. 136 ve devamında düzenlenen ve şirketlerin yapısında önemli değişiklikler meydana getiren bir yeniden yapılanma yöntemidir.
Birleşme, bir şirketin diğer bir şirket tarafından devralınması veya şirketlerin yeni bir şirket bünyesinde birleşmesi şeklinde gerçekleştirilebilir. TTK m. 136 uyarınca devralma şeklinde birleşmede devrolunan şirket sona erer ve malvarlığı bir bütün hâlinde devralan şirkete geçer.
Bu yöntem, şirket paylarının satışından farklıdır. Pay satışında şirketin tüzel kişiliği ve malvarlığı aynı şirket bünyesinde kalırken, birleşmede devrolunan şirketin hukuki varlığı sona erer ve kanuni şartlarla malvarlığının bütünü devralan şirkete geçer.
A. Birleşme Sözleşmesi ve Genel Kurul Kararı
Birleşme sürecinde birleşme sözleşmesinin hazırlanması, kanunda öngörülen belgelerin düzenlenmesi, gerekli inceleme ve açıklamaların yapılması ve ilgili şirketlerin genel kurullarının karar alması gerekir.
Birleşmeye katılabilecek şirket türleri, TTK m. 137’de düzenlenmiştir. Buna göre şirket türlerine bağlı olarak hangi şirketlerin hangi şirketlerle birleşebileceği kanunda belirlenmiştir.
TTK m. 155 ve devamında ise belirli koşulların varlığı hâlinde kolaylaştırılmış birleşme usulüne yer verilmiştir. Ticaret Bakanlığının açıklamalarında, oy hakkı veren payların tamamına veya en az yüzde doksanına sahip olunması gibi şartlar çerçevesinde kolaylaştırılmış birleşme imkânı bulunduğu belirtilmektedir.
B. Alacaklıların Korunması
Birleşme işlemlerinde alacaklıların korunması özel önem taşır. TTK m. 157 ve devamındaki düzenlemeler çerçevesinde, birleşmeye katılan şirketlerin alacaklılarının hakları korunur ve kanuni şartların gerçekleşmesi hâlinde alacakların teminat altına alınması talep edilebilir.
Bu nedenle birleşme işlemlerinin yalnızca ortakların iradesiyle sınırlı olmadığı; şirket alacaklılarının menfaatlerinin de gözetilmesi gerektiği açıktır.
V. Şirket Devrinde Borçlar ve Ortakların Sorumluluğu
Şirket devrinde en sık karşılaşılan sorunlardan biri, devirden önce doğmuş borçların kim tarafından ve hangi kapsamda ödeneceğidir. Bu sorunun cevabı, devrin hukuki türüne göre değişmektedir.
A. Pay Devrinde Şirket Borçları
Anonim veya limited şirket paylarının devredilmesi, kural olarak şirketin borçlarını devralan ortağın kişisel borçlarına dönüştürmez. Borcun borçlusu şirket tüzel kişiliğidir.
Bununla birlikte, limited şirket ortaklarının kamu borçları bakımından sorumluluğu, şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacakları ve ilgili özel kanun hükümleri çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun m. 35 ile 5510 sayılı Kanun ve vergi mevzuatındaki özel düzenlemeler, somut olay bakımından önem taşıyabilir.
Anonim şirketlerde de yönetim kurulu üyelerinin kanuni yükümlülükleri ve kamu borçlarına ilişkin özel sorumluluk hükümleri ayrıca incelenmelidir. Dolayısıyla pay devrinin gerçekleştirilmesi, her durumda geçmiş dönemlere ait tüm hukuki risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmez.
B. İşletme Devrinde Borçların Geçişi
Ticari işletmenin aktif ve pasifleriyle birlikte devredilmesi hâlinde TBK m. 202 kapsamında devralanın sorumluluğu gündeme gelir. Önceki borçlunun iki yıllık müteselsil sorumluluğu, kanunun alacaklıları korumaya yönelik düzenlemelerinden biridir.
Bu nedenle işletme devrinde yalnızca bilanço üzerinde görünen borçlar değil; henüz muaccel olmamış borçlar, devam eden davalar, çalışanlara ilişkin yükümlülükler, vergi ve sosyal güvenlik yükümlülükleri ile sözleşmelerden doğabilecek muhtemel talepler de incelenmelidir.
C. Devir Sözleşmesindeki Sorumluluk Hükümleri
Taraflar, devir sözleşmesinde geçmiş dönem borçları, vergi riskleri, devam eden davalar ve sözleşmeye aykırılıklar bakımından sorumluluğun kendi aralarında nasıl paylaşılacağını düzenleyebilir.
Örneğin devreden, devir tarihinden önceki döneme ilişkin belirli vergi borçlarından veya açıklanmamış yükümlülüklerden sorumlu olmayı kabul edebilir. Ancak bu tür sözleşme hükümleri, kanunun emredici hükümlerine ve üçüncü kişilerin haklarına aykırı olmamalıdır. Taraflar arasındaki sorumluluk paylaşımı ile alacaklıların devreden veya devralana başvurabilmesi farklı hukuki meselelerdir.
VI. Şirket Devrinde Çalışanların ve Sözleşmelerin Durumu
Şirket devri yalnızca ortaklık yapısını veya malvarlığını etkilemez; çalışanların ve devam eden sözleşmelerin hukuki durumunu da gündeme getirebilir.
A. İş İlişkilerinin Devri
İş Kanunu m. 6, işyerinin veya işyerinin bir bölümünün hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine devredilmesinin iş sözleşmeleri üzerindeki sonuçlarını düzenler.
Bu hüküm kapsamında, işyerinin devri tarihinde mevcut olan iş sözleşmeleri, kanunda belirtilen şartlarla bütün hak ve borçlarıyla devralana geçer. İşyerinin devri, kural olarak, tek başına iş sözleşmelerinin feshi için geçerli bir neden oluşturmaz.
Devreden ve devralanın, devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar bakımından sorumluluğu, İş Kanunu m. 6’da düzenlenen şartlar ve süreler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu sorumluluk, TBK m. 202’deki işletme devri sorumluluğuyla aynı kapsamda değildir; ilgili hükümlerin ayrı ayrı incelenmesi gerekir.
B. Sözleşmelerin Devamı
Şirket paylarının devrinde şirketin tüzel kişiliği değişmediğinden, şirketin taraf olduğu sözleşmelerin tarafı da kural olarak aynı kalır. Bununla birlikte sözleşmelerde yer alan kontrol değişikliği, önceden izin alınması veya fesih hakkı hükümleri ayrıca incelenmelidir.
Ticari işletmenin devrinde ise sözleşmelerin devri, her sözleşmenin niteliğine ve ilgili mevzuata göre değerlendirilir. TBK m. 205 ve devamındaki sözleşmenin devrine ilişkin hükümler ile kira, lisans, finansman ve diğer özel sözleşme hükümleri önem taşıyabilir.
VII. Şirket Devrinde Rekabet Hukuku ve İdari İzinler
Şirket paylarının devri veya birleşme işlemleri, belirli koşullarda rekabet hukuku bakımından da incelenmelidir.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 7. maddesi ve ilgili ikincil mevzuat çerçevesinde, belirli birleşme ve devralma işlemlerinin Rekabet Kurulunun iznine tabi olması mümkündür. Hangi işlemlerin bildirim yükümlülüğü doğurduğu, yürürlükteki mevzuatta belirtilen işlem türü, kontrol değişikliği ve ciro eşikleri dikkate alınarak belirlenmelidir.
İzin alınması gereken bir işlemin izin alınmaksızın tamamlanması, idari yaptırımlar ve işlemin hukuki sonuçları bakımından risk doğurabilir. Bu nedenle devir öncesinde şirketlerin faaliyet alanları, ekonomik büyüklükleri, işlem yapısı ve kontrol ilişkileri değerlendirilmelidir.
Bankacılık, sigortacılık, enerji, finansal hizmetler ve diğer düzenlemeye tabi sektörlerde ise özel mevzuat uyarınca ek izin veya bildirim yükümlülükleri bulunabilir.
VIII. Devir öncesi hukuki inceleme ve risk analizi
Şirket devrinin güvenli biçimde tamamlanabilmesi için işlem öncesinde hukuki, mali ve operasyonel inceleme yapılması önemlidir. Uygulamada bu süreç genellikle “hukuki durum tespiti” veya “due diligence” olarak adlandırılır.
İnceleme kapsamında aşağıdaki hususlar ele alınmalıdır:
1. Şirket ve ortaklık yapısı: Şirketin türü, esas sözleşmesi, ortaklık oranları, payların üzerinde rehin veya intifa hakkı bulunup bulunmadığı ve pay devrine ilişkin sınırlamalar kontrol edilmelidir.
2. Mali yükümlülükler: Vergi borçları, sosyal güvenlik primleri, banka kredileri, teminatlar, kefaletler, ticari borçlar ve bilanço dışı yükümlülükler incelenmelidir.
3. Dava ve uyuşmazlıklar: Devam eden davalar, icra takipleri, idari soruşturmalar, tahkim süreçleri ve muhtemel tazminat yükümlülükleri değerlendirilmelidir.
4. Sözleşmeler: Önemli müşteri ve tedarikçi sözleşmeleri, kira sözleşmeleri, lisanslar, kredi sözleşmeleri ve kontrol değişikliği hükümleri gözden geçirilmelidir.
5. Çalışanlar: İş sözleşmeleri, kıdem ve ihbar tazminatı riskleri, ücret alacakları, kullanılmamış izinler ve devam eden iş uyuşmazlıkları incelenmelidir.
6. Fikrî mülkiyet ve kişisel veriler: Markaların ve diğer fikrî mülkiyet haklarının kime ait olduğu, gerekli tescillerin bulunup bulunmadığı ve kişisel verilerin aktarımının ilgili mevzuata uygunluğu kontrol edilmelidir.
7. Ruhsatlar ve idari izinler: İşletmenin faaliyetini sürdürebilmesi için gerekli izinlerin geçerliliği ve devir sonucunda yeniden izin alınmasının gerekip gerekmediği araştırılmalıdır.
Bu inceleme sonucunda belirlenen riskler, devir sözleşmesindeki beyan ve tekeffül hükümlerine, bedel ödeme takvimine, teminatlara ve gerektiğinde bedelin bir bölümünün belirli bir süre tutulmasına ilişkin düzenlemelere yansıtılabilir.
IX. Şirket devir sözleşmesinde bulunması gereken temel hükümler
Şirket paylarının veya ticari işletmenin devrine ilişkin sözleşmenin, işlemin kapsamını ve tarafların yükümlülüklerini açık biçimde belirlemesi gerekir.
Sözleşmede özellikle şu hususlara yer verilmesi yararlı olacaktır:
* Devrin konusu ve kapsamı,
* Devir bedeli ve ödeme koşulları,
* Devir tarihinin ve kapanış koşullarının belirlenmesi,
* Gerekli ortaklık kararları ve idari izinler,
* Devredenin şirketin mali ve hukuki durumuna ilişkin beyanları,
* Geçmiş dönem borçları ve açıklanmamış yükümlülükler,
* Vergi, işçilik ve üçüncü kişi taleplerinden doğan sorumluluk,
* Sözleşmeye aykırılık hâlinde tazminat ve sözleşme cezası,
* Gizlilik yükümlülükleri ve gerekli durumlarda rekabet etmeme hükümleri,
* Uyuşmazlık çözüm yöntemi ve yetkili mahkeme veya tahkim düzenlemeleri.
Bu hükümler, her işlemde aynı biçimde kullanılmamalıdır. Anonim şirket pay devri, limited şirket esas sermaye payı devri ve ticari işletme devri farklı hukuki şartlara tabi olduğundan sözleşmenin ilgili işlem türüne uygun olarak hazırlanması gerekir.
X. Şirket devrinde sık karşılaşılan hukuki hatalar
Uygulamada şirket devri sürecinde bazı hatalar, taraflar arasında uzun süreli uyuşmazlıklara neden olabilmektedir.
İlk olarak, anonim şirket ve limited şirket pay devirlerinin aynı şekil şartlarına tabi olduğu düşünülmemelidir. Limited şirketlerde TTK m. 595’te düzenlenen yazılı şekil ve noter onayı ile genel kurul onayı şartları özellikle dikkate alınmalıdır.
İkinci olarak, şirket paylarının devri ile ticari işletmenin devri birbirine karıştırılmamalıdır. Birinde şirket tüzel kişiliği varlığını sürdürürken diğerinde işletmeye ait malvarlığı unsurlarının devri söz konusudur.
Üçüncü olarak, şirketin borçlarının yalnızca devir sözleşmesindeki hükümlerle ortadan kaldırılabileceği varsayılmamalıdır. Özellikle TBK m. 202 kapsamında alacaklılara karşı sorumluluk doğabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Dördüncü olarak, ticaret siciline tescilin veya ilan işleminin her türlü devirde aynı hukuki etkiyi doğurduğu düşünülmemelidir. Pay devrinin geçerliliği, şirket kayıtları ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirlik ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Son olarak, devir öncesi hukuki ve mali incelemenin ihmal edilmesi, devralanın işlemden sonra beklenmedik borçlar, davalar veya idari yaptırımlarla karşılaşmasına yol açabilir.
Sonuç
Ticaret şirketlerinin devri, şirket paylarının el değiştirmesinden ticari işletmenin malvarlığıyla birlikte devrine ve şirketlerin birleşmesine kadar farklı hukuki yöntemlerle gerçekleştirilebilir. Her yöntemin şekil şartları, tescil ve ilan yükümlülükleri, borçlardan sorumluluk rejimi ve üçüncü kişilerin hakları bakımından farklı sonuçları bulunmaktadır.
Anonim şirketlerde payların devri, payın niteliği ve esas sözleşmedeki sınırlamalar dikkate alınarak gerçekleştirilirken; limited şirketlerde TTK m. 595 ve devamındaki şekil ve onay şartları önem taşımaktadır. Ticari işletmenin aktif ve pasifleriyle birlikte devredilmesinde ise TBK m. 202 kapsamında devralanın ve devredenin borçlardan sorumluluğu gündeme gelmektedir. Şirketlerin birleşmesi yoluyla devirde de TTK’nın birleşmeye ilişkin hükümleri ile alacaklıların korunmasına yönelik düzenlemeler uygulanmaktadır.
Bu nedenle şirket devrinin hukuken güvenli biçimde tamamlanabilmesi için öncelikle işlemin türü doğru belirlenmeli, ilgili şirketin hukuki ve mali durumu ayrıntılı olarak incelenmeli, gerekli karar ve izinler alınmalı ve sözleşme hükümleri somut işlemin özelliklerine uygun biçimde hazırlanmalıdır. Hukuki inceleme ve doğru sözleşme yapısı, yalnızca devir işleminin tamamlanmasını değil, işlem sonrasında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesini de sağlayan temel unsurlardır.