BOŞANMA DAVALARINDA KİŞİSEL VERİLERİN DELİL OLARAK KULLANILMASI /04.09.2026

KİŞİSEL VERİ NEDİR?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 3/1-d uyarınca kişisel veri; kimliği belli veya belirlenebilir gerçek kişiye ait her türlü bilgidir. Bireyin adı, soyadı, doğum tarihi, doğum yeri, kişinin fiziki, ailevi, ekonomik, sosyal ve sair özelliklerine ilişkin bilgiler de kişisel veridir. Bir verinin belirli olması; başka hiçbir ek bilgiye ihtiyaç duyulmadan, ilgili kişiyi doğrudan tespit edebilmesidir. Bir verinin belirlenebilir olması; bir verinin tek başına kimliği açıklamaması ancak başka kaynaklar, ek bilgiler veya veri setleri bir araya getirildiğinde kişinin kim olduğunun çözülebilmesi durumudur. Yani verilerin; kişinin fiziksel, ekonomik, sosyal, psikolojik kimliğini ifade eden somut bir içerik taşıması veya kimlik, vergi, sigorta numarası gibi herhangi bir kayıtla ilişkilendirilmesi sonucunda kişinin belirlenmesini sağlayan tüm halleri kapsar. İsim, telefon numarası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri gibi veriler dolaylı da olsa kişiyi belirlenebilir kılabilme özellikleri nedeniyle kişisel verilerdir.  Boşanma davalarında genellikle kullanılan veriler; iletişim ve mesajlaşma kayıtları, sosyal medya verileri, telefon ve arama dökümleri, finansal ve ekonomik veriler, konum ve GPRS bilgileri, görüntü ve ses kayıtlarıdır. Bu veriler eşe ait ise veya eşin kimliğini belirlenebilir kılıyorsa KVKK madde 3 kapsamında kişisel veri niteliğinde olur.

KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENMESİ?

Kişisel verilerin işlenmesi; KVKK madde 3/1-e uyarınca kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemdir. Kişisel verilerin işlenmesi ilk defa elde edilmesinden başlayarak veriler üzerinde gerçekleştirilen tüm işlem türleridir. Boşanma davalarında çoğunlukla, eşlerden biri diğer eşin rızası olmaksızın eşe ait verileri elde etmekte, saklamakta, depolamakta ve bunu mahkemeye sunmaktadır.

BOŞANMA DAVASINDA İSPAT NASIL İŞLER?

HMK madde 189 davada tarafların ispat hakkını düzenlemiştir. HMK 189/1-2 uyarınca; 1) Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir. (2) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Boşanma davalarında geçerli olan ispat sistemi, kural olarak serbest (vicdani) delil sistemidir. Bu, hakimin önüne gelen delilleri belirli bir sıraya göre değil, bir bütün halinde serbestçe değerlendirip vicdani kanaate ulaşması anlamına gelir. Tarafların sunduğu mesajlar, fotoğraflar, tanık beyanları, otel ya da seyahat kayıtları bu kanaatin oluşmasında rol oynar. Serbest değerlendirme sınırsız bir kabul anlamına gelmez. Bir delilin değerlendirmeye alınabilmesi için hukuka uygun elde edilmiş olması ve gerçekliği konusunda makul bir şüphe bulunmaması gerekir. 

HUKUKA AYKIRI DELİL NEDİR?

Hukuka aykırı delil, bir kanun hükmünün ya da bir kişinin anayasal bir hakkının ihlal edilmesi suretiyle elde edilen ispat aracıdır. Anayasa madde 38 ve HMK madde 189/2 uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller, bir vakıanın ispatında mahkemece dikkate alınamaz. Bir delilin hukuka uygun veya aykırı olduğu hususu somut olaylara göre farklılık gösterir. Bir iddianın hukuki bir delil olup olmadığı olayların oluşumuna, iddiaların elde ediliş şekillerine ve tarafların saiklerine göre değişmektedir. Bu elde ediliş biçimlerinde taraflardan biri öne sürdüğü delilini ‘hukuka aykırı olarak elde etmişse’ mahkeme tarafından bu sunulan deliller incelemeye alınmaz. Taraflardan biri mahkemeye sunacağı delillerini ‘hukuka aykırı olarak yaratma çabasındaysa’ örneğin karşı tarafla yaptığı telefon görüşmesini, karşı tarafı tuzağa düşürecek biçimde sorular sorarak ve karşı tarafı yönlendiren tarzda bir konuşma geçirerek kaydederse ve bunu da mahkemeye sunarsa hukuka aykırı delil sayılacağından mahkeme dikkate almayacaktır. Boşanma davalarında özellikle delil olarak sunulan gizli alınmış ses kayıtları kesin olarak hukuka aykırıdır denilemez. Yargıtay’ın bu hususta ses kayıtlarının hukuki delil niteliğinde olmasının birtakım ölçütleri mevcuttur:

1)Gizli alınan ses kaydının, tarafların özel yaşamına ilişkin olmaması,

2)Alınan ses kaydının, kaydı alan kişi tarafından özel olarak yönlendirilmemiş olması

3)Alınan ses kaydının hukuki bir şekilde elde edilmesidir. 

Özel yaşama ilişkin kayıtlara örnek olarak kişinin cinsel hayatı, kişisel durumlar (hastalık, zevkler, hobiler vs.) kendi hayatında yaşadığı ve genel hayata vurmadığı kendi kişisel alanında kalan durumlardır. Özel yaşama ilişkin olarak ileri sürülen deliller hukuki sayılmaz. Taraflardan birinin eşine ait cinsel içerikler barındıran bir ses kaydını, eşinden habersiz olarak kaydedip mahkemeye delil olarak sunması özel hayatın esaslarına aykırı bir davranış olmasından dolayı delil olarak kabul edilmez.  Taraflardan birisi diğer tarafla kendisinin yaptığı telefon görüşmesini kayıt altına alır, mahkemeye delil olarak sunarsa mahkeme bu sunulan kaydı delil olarak kabul edebilir. Bu telefon görüşmesinin delil olarak kabul edilebilmesi için;

• Bu kaydın sadece mahkemeye delil olarak sunulması amacını taşıması ve başkaca kişilere ‘ifşa’ adı altında herhangi bir şekilde bu kaydı dinletmemesi,

• Kaydedilen bu görüşmenin, kaydedilen kişi tarafından herhangi bir yönlendirme veya karşı tarafı herhangi bir konuda konuşturmaya çalışma amacından uzak olmaması,

• Kayıtlarda herhangi bir şekilde taraflar veya başkalarının özel hayatının gizliliğini ihlal edecek diyalogların bulunmaması,

• Kayıt altına alınan bu görüşmenin herhangi bir tehdit vb. hukuka aykırı davranışlar sonucunda alınmaması gerekmektedir.

Bu ölçütler, Yargıtay ve yerel mahkemeler tarafından delillerin hukukiliğini takdir etmede kullanılan ölçütlerdir. Yargıtay Hukuk Dairesi’nin, eşler arasında boşanma davalarında, eşlerden birinin rızası olmaksızın elde edilen WhatsAapp yazışmaları, elektronik posta çıktıları veya Facebook yazışmaları ile CD ve benzeri ispat vasıtalarının hukuka aykırı delil olduğunu kabul ettiği görece kararları olduğu gibi aksi yönde kararları da mevcuttur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 16.09.2019 tarihli, 2019/1601 E. ve 2019/8698 E. sayılı kararına göre; “Bunun yanında, davalı-karşı davacı erkeğin fiili ayrılık döneminde üçüncü bir kişi ile yaptığı yazışmaların davacı-karşı davalı kadın tarafından ne şekilde elde edildiği belli olmadığından, hukuka aykırı olan bu delile itibar edilerek davalı-karşı davacı erkeğe kusur yüklenmesi yerinde olmamıştır”. Yargıtay kararlarında görüldüğü üzere, delilin hukuka aykırı delil olarak nitelendirilmesinde elde ediliş şeklinin önemli olduğu da görülmektedir. Aksi yönde Yargıtay kararlarında ise, diğer eşe ait kişisel verilerin ispat vasıtası olarak kullanılması hukuka aykırı delilin kullanılması olarak nitelendirilmemiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2008 tarihli, 2007/17220 E. 2008/13614 K. sayılı kararına göre; “O nedenle, evlilikte, evlilik birliğine ilişkin yasal yükümlülükler alanı, eşlerin her birinin özel yaşam alanı olmayıp, aile yaşamı alanıdır. Bu alanla ilgili de eşlerin tek tek özel yaşamlarının değil bütün olarak aile yaşamının gizliliği ve dokunulmazlığı önem ve öncelik taşır. Bu bakımdan evliliğin yasal yükümlülükler alanı, diğer eş için dokunulmaz değildir. Bu nedenle, eşinin sadakatinden kuşkulanan davacı-davalının, birlikte yaşadıkları her ikisinin de ortak mekanı olan konutta, eşinin bilgisi dışında ses kayıt cihazı yerleştirerek, eşinin aleni olmayan konuşmalarını kaydetmesinde bu suretle sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmayan davranışlarını tespit etmesinde özel hayatın gizliliğinin ihlalinden söz edilemez ve hukuka aykırılık bulunduğu kabul olunamaz”.

SONUÇ OLARAK; bir belgenin geçerli delil sayılıp sayılmayacağı somut olayın koşullarına göre değişir. Boşanma davalarında bir delilin değeri, içeriği kadar nasıl elde edildiğine bağlıdır.